Sait Özdemir Kişisel Web Sitesi

Bir başka WordPress blogu.

Hiç Vaktim Yok

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Ağu 24th, 2010 | Kategori:: Genel

Bir şeyi yapmak istemediğinizde (bunu belli etmemek için) en sık söylenen söz: Hiç vaktim yok!
Vakitsizliği göstermek için bin bir dereden bahaneler ortaya konur. İş- trafik- borsa-kriz- dolar- çocuk vs…
Vakitsizlikten neler yapmadığınızı hiç düşündünüz mü?
Bunları şöyle bir sıraladığımda herkes kendine uygun gördüğünü bulacaktır. Ama mutlaka hepimizin vakitsizlikten yapamadığı şeyler vardır! Aslında bir düşündüğümüzde yapmadıklarımız kendimize gösterdiğimiz değersizlikten başka bir şey. Bize sunulmuş en büyük hediyeyi: yaşamı avuçlarımızdan kaydırıyoruz yapamadıklarımızla. Mutluluk gelecekte ulaşacağımız kaf dağının arkasındaki ülke değil.
Yarınlarda yakalamayı düşündüklerimiz de değil
Şimdi, şu anda yapamadığımızı düşündüğümüz şeylerdir.
Mutlaka mezarlık görmüşsünüzdür.
Orada yatanların hemen hepsi vakitsizlikten yapmak istediklerini yapamayanlardır. En çok neleri yapmıyoruz vakitsizlikten şöyle bir çırpıda aklıma gelenleri sıralayayım isterseniz.
Eminim sizlerin de ekleyeceği bir çok şey olacaktır listeye.
· Vaktim yok okuyamıyorum.
· Uzun zamandır sinemaya- tiyatroya- sergiye gidemedim vaktim yok.
· Yıllardır bir tatil bile yapamıyorum vaktim yok.
· Eşimle, çocuklarımla aylardır bir araya gelecek vakit bulamıyorum.
· İnan hep aklımdasın ama bir türlü vakit bulup arayamıyorum.
Ve daha yüzlerce sebep sıralanabilir.
Bütün bunların anlamı nedir biliyor musunuz?
Sevgisizlik.
Sevmiyoruz işte. En sevilmesi gerekeni kendimizi sevmiyoruz.
İnsan ancak vakit ayırdığı şeyi- kimseyi sevebilir. Başka bir deyişle sevdiğimize ayırırız vaktimizi. Kendimize vakit ayıramıyorsak, kendimiz için vakitler bulamıyorsak kendimizi sevemiyorsak, nasıl başkasını, başka şeyleri sevebiliriz.
Saint – Exupery ünlü eseri Küçük Prenste: “benim çiçeğimi diğer yüzbinlerce benzerinden farklı kılan şey ona ayırdığım zamandır” der. Sevgi de bir eğitim işidir. Sevgi öğrenilebilir. Öğrenmek çaba ister, zaman ister. Sevgi kelimesini sakız gibi çiğneyip dururuz. Açtığımız radyoda ciyak ciyak “vauvv sizi çok seviyorum” diyenleri, duydukça bu konuda moralim cidden bozuluyor.
Sevgi öğrenilir.
Sevgi çaba gerektirir.
Sevgi zaman ayırmaktır.
Bu öğreti ömür boyu sürer gider. Sevgiyi öğrenmek konusunda her zaman yapabileceklerimiz vardır.
Öncelikle sevgiye zaman ayırmak gerekir.
Bu zaman her an olabilir. Sabah, öğle yemeği, ikindi, akşam, gece ve de yaşanmamış tüm zamanlar sevgiye ayrılabilir.
Gelin önce okumaya vakitsizlik ile ilgili birkaç cümleyle bu günlük bu kadar diyelim.
Vaktim yok okuyamıyorum. Hayır var.
Nasıl mı?
Sabah uyandığında, otobüste, metroda, arabada, işyerine geldiğinde, işe başlamadan, öğle yemeği arasında, eve döndüğünde, TV seyrederken, yatmadan, yaz geliyor; güneşlenirken.
Bütün bu zamanlardan en az 5-10 dakika ayırın. Bakın bir günde kaç saat okumaya vaktinizi olacak.
Ne mi okuyalım?
Ne olursa olsun okuyun. Gazete- dergi , roman ne olursa yeter ki okuyun.
Okuyan insan kendine güvenir, kendini sever. Etrafına, çevresindekilere daha hoşgörülü, daha sevecen bakar. Okumanın öğrenmedeki yerine başka bir yazımda yer vereceğim.


Sagliginiz Icin Mutlaka Okuyun

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Ağu 23rd, 2010 | Kategori:: Genel

Sagliginiz Icin Mutlaka Okuyun.

 

Sevgili dostlar

Bu yazida dikkate alinmasi gereken ciddi konular var . . .
ea

Ben, Doc. Dr. Aysegul YILMAZ’.   Sizlere cok onemli uyarilarim var.
Elektromanyetik Alan” konusunda doktora yapmis bir kisiyim.

Oncelikle dizustu bilgisayarlarini asla ve asla kucaginizda, dizinizin ustunde kullanmayin.

En cok manyetik alani sac kurutma makinesi ve utu yayar (bu aletleri kullanirken acele edin, isinizi cabuk bitirin.

“Yatak odalarinda televizyon, bilgisayar ya da cep telefonu bulunmasi tahmin edemeyeceginiz kadar zararlidir.  Havayi iyonize eden elektromanyetik alan yuzunden cogu zaman bir koku ile algiladigimiz ancak gozle goremedigimiz elektrik yuklu parcalar havada asili kalirlar.
Saatlerce havalandirsaniz bile tam olarak ortamdan supurulmezler, her nefes aldiginizda cigerlerinize bu parcalari cekiyorsunuz demektir.
Elinizin hemen altindaki klavye ve Mouse ise her hareketinizde elektrik sinyalleri gonderir.  Mutlaka kablolu mouse kullaniniz. .  Ayni sekilde uzun sureli klavye ve mouse kullanimi maalesef bilekleri ve eli deforme etmektedir. “RSI (Repetitive Strain Injury)” denen surekli ayni bedensel hareketlerin tekrariyla olusan eklem rahatsizliklari ve “Carpal Tunnel Sendorumu  (tekrar eden hareket sendromu )” ciddi sonuclari olan ve ameliyat gerektirebilen hasarlar verirler.

Lazer baski yapan yazicilar, calismalari sirasinda ozon gazi uretirler.
Uzmanlar kanser ve bagisiklik sistemi hastaliklarinin, manyetik alanin zayiflattigi bunyelerde olustugunu soyluyorlar.

Mesela cogumuzun kullandigi Bluetooth kablosuz baglantisi icin HP firmasinin resmi kitapcigi “lutfen sagliginiz icin bir metreden kisa mesafede Bluetooth kullanmayin” diyor.

Eger butceniz yetiyorsa LCD dedigimiz ince ekranlardan alin. Bunun radyasyon seviyesi daha dusuktur.

Bilgisayar kasanizi bedeninizden uzak tutun. Kablolari mumkun oldugunca uzun tutarak cevrenizdeki bos alani uzatin, Bilgisayar masanizi metal aksamdan degil, ahsap ve elektrik yuku tutmayacak sekilde olusturun.
Bilgisayarinizin bagli oldugu prizi mutlaka toprakli yaptirin.

Gunde bir kac saatten fazla keyif, oyun ve web gibi zorunlu olmayan aktiviteler icin bilgisayar karsisinda zaman harcamayin.

Son olarak, bilinen tum elektronik cihazlarda elektromanyetik alani yakalama becerileri yuzunden ozellikle ametist kristalleri kullanmanizi ve bilgisayarinizin yakinina koymanizi onerecegim.

Bu ametist kristalleri belli araliklarla deniz suyuyla topraklandiklarinda elektrik yukleri sifirlanarak gereken koruma alanini saglamaya devam ederler.”

Sevgili okurlar, ben sahsen Balikesir Dursunbey Gugu Koyu’nde calisirken, koyde ametist madeni olmasi nedeniyle, bol miktarda ametist kristali edinmistim.

VE EN ONEMLI KONU: . . .   Eger acil servis doktoru falan degilseniz, cep telefonunuz uyuyacaginiz odada asla acik olarak kalmamali.  Gece siz uyurken Yatak Odanizdan en az 10 metre uzakta olmalidir!!!!

Yapilan arastirmalara gore 20 dakika boyunca cep telefonu ile kesintisiz konusanlarin, bir saglik kurulusunda beyin kontrolunden gecmesi gerekiyor. Nitekim telefon ile konusurken siniri astiginizda hep basiniz agrir.. Unutmayinki , konusurken de telefonun patlama gibi bir tehlikesi  vardir . . .  Mutlaka KULAKLIK KULLANIN ! ! !

Telsiz telefonlarda da benzer tehlikeler mevcut, ev telefonunuz telsizse degistirin, kablolu alin.

Camasir ve bulasik makineleri calisirken yaninda durmayin ( mesela bulasik makinesini calistirip yanindaki masada keyif cayi icmeyin veya masa keyfi yapmayin ), cunku cok manyetik alan yayarlar.  Ozellikle camasir makinesinin, camasirlari dondurme asamasinda hemen uzaklasin…

Son olarak; kullanmadiginiz aletleri fisten cekin. Yapilan arastirmaya gore, “stand by” da yani bekleme modunda kalan aletler, gene elektrik tuketiyorlar.  Ve ABD’de bekleme modunda tuketilen elektirige ” vampir elektirik” deniliyor.  Bu da gosteriyor ki elektronik aletler fisten cekilmedigi, en azindan guc dugmesinden kapanmadigi surece bizim icin tehlike yaymaya devam ediyor…

Tum bu aletlerin neden oldugu masraf ve kuresel isinma yetmiyormus gibi, bizi de tuketiyorlar yavas yavas..
 


HAYAT BU DAHA NE OLSUN…

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Ağu 23rd, 2010 | Kategori:: Genel

Hayat bu daha ne olsun

 

Oyle sabah uyanir uyanmaz yataktan firlama
Yarim saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne guzel yine uyandim diye sevin..
Pencerini ac, yagmur da olsa, firtina da olsa nefes al derin derin…

Yuzune su carpma, adamakilli yika yuzunu serin serin…
Geceden hazir olsun, yarin ne giyecegin.
Ona harcayacagin vakitte bir dilim ekmek kizart,
Cek kizarmis ekmek kokusunu icine,

Bak guzelim kahvaltinin keyfine.
Ayakkabilarin boyali olsun, kokun mis,
Once sana guzel gelsin aynadaki siluetin..
Cik evinden neseyle, karsina ilk cikana gulumse, aydinlik bir gun dile.

Sonra kos git isine, dunden, onceki gunden,
Hatta daha da eskiden yarim ne kadar isin varsa hepsini tamamla,
Ohhh soyle bir hafifle
Bir guzel kahve ismarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak icin “alo “de
Hic isin olmasada ogle uzeri disari cik
Yagmur varsa islan, gunes varsa isin, hatta usu hava soguksa…

Yuru, yururken saga sola bak, oylesine degil, gorerek bak
Cicek gorursen kokla ,kopek gorursen oksa ,

cocuk gorursen yanagindan makas al.
Sonra,soyle bir dusun, kimler sana yol acti,

sen cok dar da iken kimler seni ferahlatti,
hani kapini kimsenin calmadigi gunlerde kimler kapini tiklatti?  
Ne kadar uzun zamandir aramadin onlari degil mi?
Hadi hemen ugrayabilirsen ugra, arayabilirsen ara
Hatirlarini sor, oyle laf olsun diye degil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onlarin degil, senin de yuregini isitacak,

yuzunde guller actiracak.


Gunun guzeldi degil mi? Aksamin da guzel olsun..

Yemegin ne olursa olsun, masanda illaki kumas ortu olsun..
Saklama tabaklari, bardaklari misafire
Sizden ala misafir mi var bu dunyada
Ailecek kurulun sofraya, oyle acele acele degil,

vazife yapar gibi hic degil,
Şoyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,

eksik biraktiklarini tamamlar gibi tadina var aksaminin..
Gece evinde, dostlarin olsun
Sohbetin yemegin, kahkahan  olsun..


Arkadasim,

hayat bu daha ne olsun?
Ama en once ve illa ki saglik olsun!
Can Yucell
 

Bir ay suren Avrupadaki konferans ve seminer programları sırasında bana her konuda yardımlarını esirgemeyen tüm dostlara selam ve sevgiler.Teşekkürler Almanya,Hollanda,Fransa,Belçika,Avusturya ismini sayamadığım ve hatırlayamadığım tüm gönül dostlarına sonsuz teşekkürler.

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Ağu 22nd, 2010 | Kategori:: Genel

UZUN BİR ARADAN SONRA SİTE TEKRAR ESKİ HALİNE DÖNDÜ.

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Ağu 22nd, 2010 | Kategori:: Genel

ACI BİR HATIRA

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Haz 4th, 2010 | Kategori:: Genel
 
   

Acı Bir Hatıra

Kategori: Güzel Yazılar

«Bakma saatine ikide birde!
Hâlin neyse saat, onun saati.
Saat tutamaz ki ölü kabirde;
Zamana eşyada gör itaati.

Bir kıvrım, bir helezon,
Her noktası baş ve son.

Dün hâtırâ, yarın hayâl, bugün ne?
İki renk arası bir çizgicik pay.
Ne devlet zamanı bütünleyene!
Ebed bestecisi bir çark ve bir yay.

Hesap soran yaratık;
O dimdik, her şey yatık.»

N.F.K.

Bir kabristan vardı… Şehrin genişlemesini arzu eden yetkililer; bir emanet, bir tapu senedi, bir hatıra, bir uyarıcı olan o sessiz beldeyi ortadan kaldırmaya karar vermişlerdi. İlanat yapıldı;

«Falan kabristân, şu tarihte sökülecektir. Cenâze sahiplerinden isteyenler, o güne kadar cenâzelerini filân kabristanâ aktarabilirler.»

diye… İlâna pek iltifat eden olmadı. Zîrâ, uzun süreden beri vefât edenler, şehrin yeni kabristanına defnediliyordu. Burada kalanlar, yıllar öncesinin insanlarıydı. Çoğunun sahibi çıkmadı. Derken, beklenen gün gelip çattı. Dozer, o koca beldeyi birbirine kattı. Görünürlerde “beden” denilebilecek bir şey kalmamıştı. O vücut binalarının sütunları, kolonları hükmündeki kemiklerden henüz tam çürümeyenleri kepçe, birbirine kattı ve arabalara doldurdu. Kamyonlar, sıra sıra yola koyuldular.

O garip manzaranın hâlâ tesiri altındayım. O gün kemikleri kamyonlara yüklenen insanlar, daha dün bu şehrin sahipleri ve sakinleriydiler. İçlerinde zengini de vardı fakiri de… Alçak gönüllüsü de vardı mağrûru da. Birbirinin malını, servetini çekemeyen; birbirleriyle çok acı mücâdele veren rakipler, şimdi aynı kamyonun arkasına sarmaş dolaş olarak şehri terke diyorlardı.

Bunun bir başka türlüsü de o günün âşıklarıyla mâşukları (sevilenleri, âşık olunanları) arasında mevcuttu… Şimdi hepsinin toprakları, aynı arabada biraraya gelmişti.Şimdi hepsi, yeni gâfillerin oynaştığı bu beldeyi terke hazırlanıyorlardı.

Kaynaklar

Alaaddin Başar, “Acı Bir Hatıra”, Gerçeğe Doğru 1, Fasikül 6, s.18.


MUTLULUK NEDİR….

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Haz 4th, 2010 | Kategori:: Genel

Mutluluk Nedir?

Bu hafta sizlerle herkesin peşinde koştuğu ancak yanı başında olmasına rağmen bir türlü ulaşamadığı mutluluk konusunu paylaşmak istiyorum.Her yerde bu tür yazılar okuyorsunuzdur, herkes kendince “mutluluk” tarifleri yapıyordur. Ben yıllardır mutluluk kavramına net bir tarif getiremedim. Hatta hiçbir tarif getiremedim. Şu ana kadar  mutluluk denildiğinde verebildiğim tek kesin yanıt: “inandıklarım, yerine getirdiğim ödevlerim, sorumluluklarım ve ailem” oldu. Bundan sonra da yine bunlardan başkası olamayacak sanırım. Başka seçeneklere de şans verdim ama sonuç çıkmadı… Şu an “mutluyum” diyebiliyorsam bunlara borçluyum. Bir dilim ekmek,bir yemek pişirecek tencere ,bir kilim,birde çocuğun yanındaysa işte mutluluk bence budur

Eminim sizlerin de mutluluk hakkında bir sürü söyleyecekleriniz vardır. İşte bir alıntı yazıyla “mutluluk” Yazıyı okuduktan sonra siz de yanıtlayın; Mutluluk nedir? Nerededir?

Mutluluk Nedir?

Kimimiz parada ararız mutluluğu,kimimiz sevgilide…
Kimimiz ailemizde,kimimiz ise sağlıkta…

Ama hepsinde bir “arayış” ve “yetinmeme” söz konusudur. Belli bir miktar paramız olduğunda mutlu olacağımızı düşünürüz o kadar para kazanınca yetmez,daha fazlasını isteriz. Evimiz olur bu kez bahçe içinde bir tane daha isteriz. Araba alırız bu kez rengini yada modelini değiştirmeye çalışırız. Bizi seven birileri olsun diye dua ederiz onu bulduğumuzda da kıymetini bilmeyiz. İnsanoğlu yapısı böyle her zaman daha fazlasını elde etmek için uğraşırız, arada kaybettiklerimizin farkına vardığımızda ise iş işten geçmiş olur.

Aslında düşünüldüğünde mutsuz olmak için o kadar sebep var ki!

Dünyada büyüklerin hırsları yüzünden katledilen, minikler var mesela. Çocuğunu korumak için kendini siper eden babanın fotoğrafını mutlaka görmüşsünüzdür. Yada Afrika’da çocuğu yemek için ölmesini bekleyen akbabayı hatırlıyorsunuz değil mi? Her yerde yayınlandı çünkü bu fotoğraf. Ne yapılıyor onlar için? Ne yapıyoruz yada yapabiliyoruz? Çok uzağa gittiysem geçen haftaya döneyim. Geçen hafta  Gazzeye yardım götüren gemiye İsrail’in yapmış olduğu saldırı günlerdir haber bültenlerinde yayınlandı içimizi dağlayan görüntüler, televizyon karşısında ağladık bir çocuğumuz,lanet ettik.…
Bunları düşününce mutlu olmak, gülümsemek gelmiyor insanın içinden. Ama sonra düşünüyorum, biliyorum ki bizim halkımız duyarlı, sağ bütün halk iktidarı ve muhalefeti ile destek veriyor. Yine Gazzeye yardım amaçlı kampanyalar, kermesler düzenleniyor ve tüm ülke herkes katılıyor, destekliyor bütün bunları. Peki sadece Gazze mi Pakistan’da ki felaketi hatırlayın. Neler yapıldı o bölgede insanlar için. Yardımlar esirgenmedi. Bunları görünce de mutlu oluyor insan…Bence mutluluk veren el olmaktır. Mutluluk bir başkasının mutluluğuyla mutlu olmaktır…

Büyük kedi, kuyruğuyla oynayan küçük kediye sordu: “Neden kuyruğunu kovalayıp duruyorsun?” dedi.

Küçük kedi şöyle yanıt verdi: “Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğun da kuyruğum olduğunu öğrendim.” dedi. “Kuyruğumu kovalıyorum, kovalıyorum… Sonunda onu yakaladığım zaman, biliyorum ki, mutluluğu yakalamış olacağım.”

Yaşlı kedi gülümsedi: “Gençken ben de senin gibi, mutluluğun kuyruğum olduğuna inanıyordum.” dedi. “Yıllar geçtikçe anladım ki, ne zaman onu kovalasam, o benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi işime baksam, o hep peşimden geliyor.”

Bir arkadaşım birgün “Bana mutluluğu birkaç cümle ile anlatır mısın?” diye sorduğunda hiç düşünmeden arka arkaya sıraladım cümleleri…

Mutluluk: Bir çocuğun gülümsemesidir
Mutluluk: Bir çocuğun kalbini kazanabilmektir
Mutluluk: Bir çocuğu güldürebilmektir
Mutluluk: İyi bir evlat, iyi bir kardeş, iyi bir arkadaş, iyi bir dost ve iyi bir sevgili olabilmektir
Mutluluk: İçten söylenebilen “seni seviyorum” dur
Mutluluk: Onun iyi olduğunu bilmektir
Mutluluk: Size verilen değerdir
Mutluluk: Uzakta da olsa seni seven birilerinin olmasıdır.
Mutluluk: Akşam okuldan yada işten eve döndüğünde kapıyı açan ve gününün nasıl geçtiğini soran birilerinin olmasıdır.
Mutluluk: Her şeyden bıkıp hayattan koptuğun anlarda sana güzel günlerini hatırlatan ve asla seni bırakmayan kardeşlere sahip olmaktır.

                       NEŞELİ,MUTLU VE SEVGİ İLE KALIN…..

                                                                             SAİT ÖZDEMİR

                                                               UZMAN PSİKOLOJİK DANIŞMAN


GELECEK 100 YIL

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Haz 3rd, 2010 | Kategori:: Genel
 
           
George Friedman
PEGASUS YAYINLARIGeorge Friedman’ın Bütün Dünyanın Gündemine Bomba Gibi Düşen Kitap Türkçe’de…
Dünya Nereye Doğru Gidecek
2020: Rusya çökecek.
Çin büyük bir kriz yaşayarak dağılacak.

2050: Türkiye, ABD, Polonya ve Japonya arasında 3. Dünya Savaşı çıkacak. 50.000 kişi ölecek.

2080: Petrol rezervleri bitecek yerine uzay temelli enerjiler dünyada kullanılmaya başlayacak.

2100: Meksika ABD’ye savaş açacak.

- NATO bitecek. Avrupa’daki Almanya Fransa ittifakı çökecek. Hakimiyet Polonya’ya geçecek.

- Türkiye; Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanları hakimiyeti altına alarak dev bir ülke olacak.

- Başkent Ankara’dan İstanbul’a taşınacak.

- Karadeniz ve Akdeniz artık bir Türk gölü haline gelecek.

- Neo Osmanlı senaryosu gerçek olacak. Türkiye Osmanlı hakimiyetini dünyaya geri getirecek.

-Dünyadaki herkes Türkçe, Japonca, Polonya ve Meksika dillerini öğrenecek.
BUNDAN SONRA DÜNYADA HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK BÜTÜN DENGELER ALT ÜST OLACAK VE YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ KURULACAK.
George Friedman uzun zamandır beklenen ve provokatif Gelecek 100 Yıl kitabında keskin sezgisi ve akıllıca analizleri ile dünyada gelecekte bizi nelerin beklediğinin büyülü bir tablosunu sunuyor. SİTE:www.kitapyurdu.com


BİR KADINI TAM OLARAK ANLAYAN ERKEK YOKTUR

Yazan: Sait Özdemir Tarih: May 31st, 2010 | Kategori:: Genel

Kadınlar 3 kat fazla konuşuyor…
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, Adana Rotary Kulübü’nün olağan toplantısında, “Beynin Cinselliği” konulu bir konuşma yaptı. Kadın ve erkek arasındaki düşünce farklılıklarını dile getiren Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” diye konuştu.

Yapılan bir araştırmada, kadınların erkeklerden üç kat fazla konuştuğu ortaya çıktı.

Araştırmaya göre, kadınlar ortalama olarak günde 20 bin kelime sarf ediyor. Yani

 

kadınlar erkeklerden günde 13 bin kelime fazla konuşuyor.

 Kadın psikiyatr Luan Brizendine, “The Female Mind” (Kadın Zihni) adlı kitabında, kadınların ayrıca daha hızlı konuştuklarını, konuşmak için daha çok beyin hücresi kullandıklarını yazıyor.

Yazar, kadınların erkeklerden daha konuşkan olmasının nedenini, kadın ve erkek beyinlerindeki kalıtsal farklılıklara bağlıyor. Brizendine, bu farklılığın, erkeklik hormonu testosteronun gelişmekte olan erkek beynini biçimlendirdiği ana karnına dayandığını belirtiyor.

Bununla birlikte, erkeklerin bu özelliğinin yararı da yok değil. Yazar, testosteronun beynin duymayla ilgili bölümünü de küçülttüğünü, bunun da erkekleri eşlerinin sözlerine “sağır” kıldığını savunuyor.

Erkek beyninde konuşma ve duygusal alandaki bu zayıflık bir yana, iş cinselliğe gelince erkek beyni kadınlardan daha iyi çalışıyor. Dr. Brizendine, erkek beyninin cinsellikle ilgili bölümünün kadınlarınkinin iki katı fazla büyük olduğunu yazdı.

Araştırmasını klinik çalışmalarına ve konuyla ilgili yapılmış binden fazla bilimsel çalışmanın analizine dayandıran Dr. Brizendine, kısaca şu sonuca vardı:

“Uniseks beyin diye bir şey yoktur…”

1.Versiyon: Kadın / Kadın:

1.Kadın: Ah şekerim sacını mi kestirdin? Ne kadar güzel olmuşsun!

2.Kadın: Ay sahi mi söylüyorsun? Ben pek emin olamıyorum. Ay çok mu kısa oldu acaba…?

1.Kadın: Amaaan ne alakası var. Benim yüzüm bu kadar geniş olmasa, aynı kesimi ben de
denerdim. Benim şu saçım klasik oldu artık, yeni bir modele hiç cesaret edemiyorum.

2.Kadın: Ay yapma Allah aşkına nesi varmış yüzünün… Bak şöyle suralarından kat verdirsen, harika olur! Benim de boynum uzun olmasa aynı seninki gibi bir model yaptırırdım.

1.Kadın: Ah şekerim sen de bir alemsin. Keşke benim de boynum seninki gibi olsa. En
azından şu çökük omuzlarımın dikkat çekmesini engellemiş olurdum.

2.Kadın: Ayol sen ne diyorsun? Senin gibi omuzları olmasını isteyen bir sürü kız var…
Giydigin her şey sana öyle yakışıyor ki… Bir de benim şu kısa kollarıma bak. Omuzlarım seninkiler gibi olsaydı, giydiğim bluzlar üstümde emanet gibi durur muydu?

2.Versiyon: Erkek / Erkek:

1.Adam: Saçını mı kestirdin?
2.Adam: Evet
1.Adam: Sıhhatler olsun abi!..
2.Adam: Sağol…

Kadınlar 3 kat fazla konuşuyor…
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, Adana Rotary Kulübü’nün olağan toplantısında, “Beynin Cinselliği” konulu bir konuşma yaptı. Kadın ve erkek arasındaki düşünce farklılıklarını dile getiren Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” diye konuştu.

Yapılan bir araştırmada, kadınların erkeklerden üç kat fazla konuştuğu ortaya çıktı.

Araştırmaya göre, kadınlar ortalama olarak günde 20 bin kelime sarf ediyor. Yani

 

kadınlar erkeklerden günde 13 bin kelime fazla konuşuyor.

 Kadın psikiyatr Luan Brizendine, “The Female Mind” (Kadın Zihni) adlı kitabında, kadınların ayrıca daha hızlı konuştuklarını, konuşmak için daha çok beyin hücresi kullandıklarını yazıyor.

Yazar, kadınların erkeklerden daha konuşkan olmasının nedenini, kadın ve erkek beyinlerindeki kalıtsal farklılıklara bağlıyor. Brizendine, bu farklılığın, erkeklik hormonu testosteronun gelişmekte olan erkek beynini biçimlendirdiği ana karnına dayandığını belirtiyor.

Bununla birlikte, erkeklerin bu özelliğinin yararı da yok değil. Yazar, testosteronun beynin duymayla ilgili bölümünü de küçülttüğünü, bunun da erkekleri eşlerinin sözlerine “sağır” kıldığını savunuyor.

Erkek beyninde konuşma ve duygusal alandaki bu zayıflık bir yana, iş cinselliğe gelince erkek beyni kadınlardan daha iyi çalışıyor. Dr. Brizendine, erkek beyninin cinsellikle ilgili bölümünün kadınlarınkinin iki katı fazla büyük olduğunu yazdı.

Araştırmasını klinik çalışmalarına ve konuyla ilgili yapılmış binden fazla bilimsel çalışmanın analizine dayandıran Dr. Brizendine, kısaca şu sonuca vardı:

“Uniseks beyin diye bir şey yoktur…”

1.Versiyon: Kadın / Kadın:

1.Kadın: Ah şekerim sacını mi kestirdin? Ne kadar güzel olmuşsun!

2.Kadın: Ay sahi mi söylüyorsun? Ben pek emin olamıyorum. Ay çok mu kısa oldu acaba…?

1.Kadın: Amaaan ne alakası var. Benim yüzüm bu kadar geniş olmasa, aynı kesimi ben de
denerdim. Benim şu saçım klasik oldu artık, yeni bir modele hiç cesaret edemiyorum.

2.Kadın: Ay yapma Allah aşkına nesi varmış yüzünün… Bak şöyle suralarından kat verdirsen, harika olur! Benim de boynum uzun olmasa aynı seninki gibi bir model yaptırırdım.

1.Kadın: Ah şekerim sen de bir alemsin. Keşke benim de boynum seninki gibi olsa. En
azından şu çökük omuzlarımın dikkat çekmesini engellemiş olurdum.

2.Kadın: Ayol sen ne diyorsun? Senin gibi omuzları olmasını isteyen bir sürü kız var…
Giydigin her şey sana öyle yakışıyor ki… Bir de benim şu kısa kollarıma bak. Omuzlarım seninkiler gibi olsaydı, giydiğim bluzlar üstümde emanet gibi durur muydu?

2.Versiyon: Erkek / Erkek:

1.Adam: Saçını mı kestirdin?
2.Adam: Evet
1.Adam: Sıhhatler olsun abi!..
2.Adam: Sağol…

Kadınlar 3 kat fazla konuşuyor…
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, Adana Rotary Kulübü’nün olağan toplantısında, “Beynin Cinselliği” konulu bir konuşma yaptı. Kadın ve erkek arasındaki düşünce farklılıklarını dile getiren Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” diye konuştu.

Yapılan bir araştırmada, kadınların erkeklerden üç kat fazla konuştuğu ortaya çıktı.

Araştırmaya göre, kadınlar ortalama olarak günde 20 bin kelime sarf ediyor. Yani

 

kadınlar erkeklerden günde 13 bin kelime fazla konuşuyor.

 Kadın psikiyatr Luan Brizendine, “The Female Mind” (Kadın Zihni) adlı kitabında, kadınların ayrıca daha hızlı konuştuklarını, konuşmak için daha çok beyin hücresi kullandıklarını yazıyor.

Yazar, kadınların erkeklerden daha konuşkan olmasının nedenini, kadın ve erkek beyinlerindeki kalıtsal farklılıklara bağlıyor. Brizendine, bu farklılığın, erkeklik hormonu testosteronun gelişmekte olan erkek beynini biçimlendirdiği ana karnına dayandığını belirtiyor.

Bununla birlikte, erkeklerin bu özelliğinin yararı da yok değil. Yazar, testosteronun beynin duymayla ilgili bölümünü de küçülttüğünü, bunun da erkekleri eşlerinin sözlerine “sağır” kıldığını savunuyor.

Erkek beyninde konuşma ve duygusal alandaki bu zayıflık bir yana, iş cinselliğe gelince erkek beyni kadınlardan daha iyi çalışıyor. Dr. Brizendine, erkek beyninin cinsellikle ilgili bölümünün kadınlarınkinin iki katı fazla büyük olduğunu yazdı.

Araştırmasını klinik çalışmalarına ve konuyla ilgili yapılmış binden fazla bilimsel çalışmanın analizine dayandıran Dr. Brizendine, kısaca şu sonuca vardı:

“Uniseks beyin diye bir şey yoktur…”

1.Versiyon: Kadın / Kadın:

1.Kadın: Ah şekerim sacını mi kestirdin? Ne kadar güzel olmuşsun!

2.Kadın: Ay sahi mi söylüyorsun? Ben pek emin olamıyorum. Ay çok mu kısa oldu acaba…?

1.Kadın: Amaaan ne alakası var. Benim yüzüm bu kadar geniş olmasa, aynı kesimi ben de
denerdim. Benim şu saçım klasik oldu artık, yeni bir modele hiç cesaret edemiyorum.

2.Kadın: Ay yapma Allah aşkına nesi varmış yüzünün… Bak şöyle suralarından kat verdirsen, harika olur! Benim de boynum uzun olmasa aynı seninki gibi bir model yaptırırdım.

1.Kadın: Ah şekerim sen de bir alemsin. Keşke benim de boynum seninki gibi olsa. En
azından şu çökük omuzlarımın dikkat çekmesini engellemiş olurdum.

2.Kadın: Ayol sen ne diyorsun? Senin gibi omuzları olmasını isteyen bir sürü kız var…
Giydigin her şey sana öyle yakışıyor ki… Bir de benim şu kısa kollarıma bak. Omuzlarım seninkiler gibi olsaydı, giydiğim bluzlar üstümde emanet gibi durur muydu?

2.Versiyon: Erkek / Erkek:

1.Adam: Saçını mı kestirdin?
2.Adam: Evet
1.Adam: Sıhhatler olsun abi!..
2.Adam: Sağol…

Kadınlar 3 kat fazla konuşuyor…
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, Adana Rotary Kulübü’nün olağan toplantısında, “Beynin Cinselliği” konulu bir konuşma yaptı. Kadın ve erkek arasındaki düşünce farklılıklarını dile getiren Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” diye konuştu.

Yapılan bir araştırmada, kadınların erkeklerden üç kat fazla konuştuğu ortaya çıktı.

Araştırmaya göre, kadınlar ortalama olarak günde 20 bin kelime sarf ediyor. Yani

 

kadınlar erkeklerden günde 13 bin kelime fazla konuşuyor.

 Kadın psikiyatr Luan Brizendine, “The Female Mind” (Kadın Zihni) adlı kitabında, kadınların ayrıca daha hızlı konuştuklarını, konuşmak için daha çok beyin hücresi kullandıklarını yazıyor.

Yazar, kadınların erkeklerden daha konuşkan olmasının nedenini, kadın ve erkek beyinlerindeki kalıtsal farklılıklara bağlıyor. Brizendine, bu farklılığın, erkeklik hormonu testosteronun gelişmekte olan erkek beynini biçimlendirdiği ana karnına dayandığını belirtiyor.

Bununla birlikte, erkeklerin bu özelliğinin yararı da yok değil. Yazar, testosteronun beynin duymayla ilgili bölümünü de küçülttüğünü, bunun da erkekleri eşlerinin sözlerine “sağır” kıldığını savunuyor.

Erkek beyninde konuşma ve duygusal alandaki bu zayıflık bir yana, iş cinselliğe gelince erkek beyni kadınlardan daha iyi çalışıyor. Dr. Brizendine, erkek beyninin cinsellikle ilgili bölümünün kadınlarınkinin iki katı fazla büyük olduğunu yazdı.

Araştırmasını klinik çalışmalarına ve konuyla ilgili yapılmış binden fazla bilimsel çalışmanın analizine dayandıran Dr. Brizendine, kısaca şu sonuca vardı:

“Uniseks beyin diye bir şey yoktur…”

1.Versiyon: Kadın / Kadın:

1.Kadın: Ah şekerim sacını mi kestirdin? Ne kadar güzel olmuşsun!

2.Kadın: Ay sahi mi söylüyorsun? Ben pek emin olamıyorum. Ay çok mu kısa oldu acaba…?

1.Kadın: Amaaan ne alakası var. Benim yüzüm bu kadar geniş olmasa, aynı kesimi ben de
denerdim. Benim şu saçım klasik oldu artık, yeni bir modele hiç cesaret edemiyorum.

2.Kadın: Ay yapma Allah aşkına nesi varmış yüzünün… Bak şöyle suralarından kat verdirsen, harika olur! Benim de boynum uzun olmasa aynı seninki gibi bir model yaptırırdım.

1.Kadın: Ah şekerim sen de bir alemsin. Keşke benim de boynum seninki gibi olsa. En
azından şu çökük omuzlarımın dikkat çekmesini engellemiş olurdum.

2.Kadın: Ayol sen ne diyorsun? Senin gibi omuzları olmasını isteyen bir sürü kız var…
Giydigin her şey sana öyle yakışıyor ki… Bir de benim şu kısa kollarıma bak. Omuzlarım seninkiler gibi olsaydı, giydiğim bluzlar üstümde emanet gibi durur muydu?

2.Versiyon: Erkek / Erkek:

1.Adam: Saçını mı kestirdin?
2.Adam: Evet
1.Adam: Sıhhatler olsun abi!..
2.Adam: Sağol…

Kadınlar 3 kat fazla konuşuyor…
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Şükrü Uğuz, Adana Rotary Kulübü’nün olağan toplantısında, “Beynin Cinselliği” konulu bir konuşma yaptı. Kadın ve erkek arasındaki düşünce farklılıklarını dile getiren Uğuz, “Bir kadını tam olarak anlayan, dinleyen ve onun hissettiklerini hisseden erkek yoktur” diye konuştu.

Yapılan bir araştırmada, kadınların erkeklerden üç kat fazla konuştuğu ortaya çıktı.

Araştırmaya göre, kadınlar ortalama olarak günde 20 bin kelime sarf ediyor. Yani

 

kadınlar erkeklerden günde 13 bin kelime fazla konuşuyor.

 Kadın psikiyatr Luan Brizendine, “The Female Mind” (Kadın Zihni) adlı kitabında, kadınların ayrıca daha hızlı konuştuklarını, konuşmak için daha çok beyin hücresi kullandıklarını yazıyor.

Yazar, kadınların erkeklerden daha konuşkan olmasının nedenini, kadın ve erkek beyinlerindeki kalıtsal farklılıklara bağlıyor. Brizendine, bu farklılığın, erkeklik hormonu testosteronun gelişmekte olan erkek beynini biçimlendirdiği ana karnına dayandığını belirtiyor.

Bununla birlikte, erkeklerin bu özelliğinin yararı da yok değil. Yazar, testosteronun beynin duymayla ilgili bölümünü de küçülttüğünü, bunun da erkekleri eşlerinin sözlerine “sağır” kıldığını savunuyor.

Erkek beyninde konuşma ve duygusal alandaki bu zayıflık bir yana, iş cinselliğe gelince erkek beyni kadınlardan daha iyi çalışıyor. Dr. Brizendine, erkek beyninin cinsellikle ilgili bölümünün kadınlarınkinin iki katı fazla büyük olduğunu yazdı.

Araştırmasını klinik çalışmalarına ve konuyla ilgili yapılmış binden fazla bilimsel çalışmanın analizine dayandıran Dr. Brizendine, kısaca şu sonuca vardı:

“Uniseks beyin diye bir şey yoktur…”

1.Versiyon: Kadın / Kadın:

1.Kadın: Ah şekerim sacını mi kestirdin? Ne kadar güzel olmuşsun!

2.Kadın: Ay sahi mi söylüyorsun? Ben pek emin olamıyorum. Ay çok mu kısa oldu acaba…?

1.Kadın: Amaaan ne alakası var. Benim yüzüm bu kadar geniş olmasa, aynı kesimi ben de
denerdim. Benim şu saçım klasik oldu artık, yeni bir modele hiç cesaret edemiyorum.

2.Kadın: Ay yapma Allah aşkına nesi varmış yüzünün… Bak şöyle suralarından kat verdirsen, harika olur! Benim de boynum uzun olmasa aynı seninki gibi bir model yaptırırdım.

1.Kadın: Ah şekerim sen de bir alemsin. Keşke benim de boynum seninki gibi olsa. En
azından şu çökük omuzlarımın dikkat çekmesini engellemiş olurdum.

2.Kadın: Ayol sen ne diyorsun? Senin gibi omuzları olmasını isteyen bir sürü kız var…
Giydigin her şey sana öyle yakışıyor ki… Bir de benim şu kısa kollarıma bak. Omuzlarım seninkiler gibi olsaydı, giydiğim bluzlar üstümde emanet gibi durur muydu?

2.Versiyon: Erkek / Erkek:

1.Adam: Saçını mı kestirdin?
2.Adam: Evet
1.Adam: Sıhhatler olsun abi!..
2.Adam: Sağol…


TÜKENMİŞLİK ÜZERİNE

Yazan: Sait Özdemir Tarih: May 24th, 2010 | Kategori:: Genel

Tükenmişlikten üretime
Üretmek, insan olmanın ve kendini ifade etmenin belki de en önemli yolu. Bir fikir, bir düşünce akımı, bir model, bir iş, bir ürün üretmek. Yani en basitten en karmaşığa ortaya bir “şey” koymak. Üreten insan, ruh dünyası bakımından rahattır. Nitekim kendisini tüketmeye hazır hisseder, yani ki tüketmeyi hak eder.
Ancak günümüzde dünya insanının karşı karşıya bulunduğu en önemli insani sorunlardan biri, hiç kuşkusuz üretmemek ve sadece tüketmenin yol açtığı psikolojik sorunlardır. Evet günümüz insanı üretimden uzaklaştığı oranda tüketiyor. Tüketmek, birey ve toplum düzeyinde tükenmişliği körüklerken, üretmenin sağladığı gelişme, yenilenme ve canlılıktan hızla uzaklaştırıyor, kişisel bütünlüğü koruyan vicdanı hasta ediyor.

Üretmek yapmaktır bir bakıma, etkin olmak, atak durmak, kâinattaki her canlı gibi hareket halinde olmaktır. Üretmek, başkasına zarar verir diye yoldaki taşları kenara almaktır mesela. Bir şey beklemeden insanlar için, insanlık için üretmek. “Ol”manın yolu üretmekten geçer. Bunun için yanmak ve pişmek gerekir.

Düşünmek, araştırmak ve erişmenin yolu da üretmektir. Kimi zaman bir fabrikanın tozlu tezgâhında işlenen bir metal, kimi zaman gecenin karanlığında çekilen vird, bazen de sonsuz kucaklayıcılığı ile evreni düşünmek, yeni çıkarımlar yapmak, şükretmektir tüm hücrelerimizle. Üretmek; sesler arasındaki ahengi, melodiyi ve musikiyi oluştururken üretmemek, sesler arasındaki ahenksizlik misali kuru bir gürültüye neden olur. Sürekli ve sistemli bir üretim anlayışında insan; kapının önündeki araba, binanın içindeki asansör, odanın içindeki elektronik kumandalar ve renkli ekranlar arasında sıkışıp kalmaz. Bedenin ve zihnin üretimleri kişiyi hantallıktan, rutinden, endişe, korku ve panikten kurtarır.
Üretmeyen insan mutsuzdur
İnsanlık tarihi, toplumsal gelişim dönemleri bakımından incelendiğinde; ilk insanlar, tarım toplumu, sanayi toplumu ve bilgi toplumu zinciri belirgin biçimde görülür. Tüm bu aşamalarda yol ve yöntemleri değişmiş olsa da esasen üreten insanların, ailelerin, şirketlerin ve devletlerin başarılı olduklarını, öne geçtiklerini görüyoruz. Tarım toplumunda daha fazla mahsul elde etmek, sanayi toplumunda yerini sürekli yenilenen teknolojilere bıraktı. Nihayet bilgi toplumunda yeni bilgileri üretmek, pazarlamak, yaymak, satmak öne geçmiştir. İster bilgi, ister ürün olsun üretimde başarılı olmayan kişi, kurum ve toplumların hızla tüketim batağına saplanmaları söz konusudur. Unutulmamalıdır ki dünyada insanları daha fazla düşünmekten, üretmekten uzaklaştırmak için çok yoğun kimi çalışma ve çabaların olduğu bilinen bir gerçektir.
Üretmeyen insan mutsuzdur, tatminsizdir. Kendisini ifade edememenin gerginliğini yaşar. Dolayısıyla kendisini başka yollarla ifade etmeye çalışır ki bu yollar genellikle kabul görmez. Yani genellikle kültür ve geleneğe aykırı, yerleşik inanç değerleriyle uyumsuz, ahlaki alışkanlıklara ters eğilimler artar. Çünkü üretmeyenin zamanı çoktur. Bu boş zaman zenginliğinde kişi kolaylıkla yönlendirilebilir, çeşitli tuzaklara düşürülebilir. Ya kişisel zaaflarının kölesi bir tüketici yahut yönlendirildiği konu ve ürünlerin bağnaz bir tüketicisi olur.
Dolayısıyla bir insani krizin söz konusu olduğu günümüzde; insanın giderek artan mutsuzluğu, umutsuzluğu, tatminsizliği ve şiddetinin kökeninde üretmemenin, üretememenin önemli etkisi olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.

Evet gerçekten de üretmeyen kişi zarardadır. Potansiyel bir tüketen olmanın ötesine geçemez. Nitekim çevremize üretebileceğimiz en kolay davranış olarak yüzlerdeki tebessüm bile yok oluyor giderek.
Dikkat edileceği üzere üretmekten sadece bir fabrikada mal yahut ürün üretiminden söz etmiyoruz. Üretmekten kastımız, kişi, aile, kurum ve toplumun; ister duygu alanında ister zihinsel süreçler, ister sosyal ve toplumsal alanda isterse iş ortamında olsun bir şeyler ortaya koyması, çevresine bir katma değer üretmesidir. Günümüz insanı çevresine bir katma değer üretmemenin acısını, psikolojik gerginliğini en üst düzeyde yaşıyor. Kısacası insanlar, çevrelerine duyarlı oldukça, diğer insanlara hizmet ettikçe onlara bir katkıda bulundukça rahatlıyor.

Yani ki insanı oluşturan beden, zihin ve duygusal dünya dış alemle alışveriş içinde oldukça gelişir, güzelleşir ve daha da önemlisi olgunlaşır. İşte günümüz ortamı ve yaşam koşulları bireyden çevreye yönelen bu katma değeri sınırlandırdığından, ket vurduğundan, insanlar kendilerini gerçekleştiremiyor, gelişemiyor, yeterince olgunlaşamıyorlar. Olgunlaşamıyorlar ki olmadık gerginlikler, insani kıyımlar yaşıyoruz. Uçuk insani ilişkiler, yerleşik kültürü, ahlakı, geleneği, hukuk kurallarını zorlayan davranışlar, bizim ülkemizde bile sıradan hale gelmeye başlıyor. Bütün maddi ilerlemelere rağmen insanlar, hızla insanlara kıyabiliyor. Cana kasıtlar, boşanmalar, akıl almaz hırsızlıklar, toplumsal gerginlikler, hoşgörü alışkanlığının giderek yok olması, demokrasi anlayışının zedelenmesi, tahammülsüzlük ve benzer davranışların kökeninde de üretmemenin etkisini göz ardı etmemeliyiz. Bunların bir sonucu olarak küçük bir kâinat olan insanın, numunesi ve temsilcisi olduğu büyük kâinatla uyumunda zedelenmeler var.

Dünyanın gelişmemiş toplumlarını birer atölyeye, kendilerini ise renkli camların ışıkları arkasında bu atölyeleri yönetmeye adayan, üretmeden kazanmaya alışan kimi gelişmiş Batılı toplumlar da son krizler ile yeniden üretim dediler. Daha çok tüketime dayalı ekonomik modelin yeniden daha çok üretime dayalı hale gelmesi için yoğun çabalar var. Zira üretirseniz satacak bir şeyiniz olur. Üretmediğinizde ağırlıklı olarak mevcut üretilenleri eleştirmeyi iş edinirsiniz ki, bu, kişiden topluma uzayan çizgide bir kısır döngüye neden olur.
Şu halde işi, konumu, eğitimi ne olursa olsun bireylerin kendi üretimlerini acilen gözden geçirmeleri önemlidir. Bir bireyin kendisi ama özellikle çevresi için ne ürettiğine, varlıklar âlemine yaptığı katma değere kafa yorması önemlidir. Aynı durum bir aile, bir işletme, bir toplum için de geçerlidir. Düşünün ki, üretim gücünü kaybetmiş bir işletme hızla yok olmaya mahkumdur.

Ürettikleri ile tükettikleri arasındaki dengeyi sağlayamayan toplumların, etkin ve egemen olmaları zorlaşır. Üyelerini bir araya getirmekten aciz, konuşmaktan ve birbirlerini koruyup kollamaktan uzak, birbirlerine destek ve yardımcı olmayı unutmuş, anne ile babanın birbirlerinin gözlerinin içinde kaybolmayı unuttuğu bir ailenin sağlıklı bir aile olduğunu söyleyemeyiz. Başkaları için bir taşın üzerine bir taş koyma aşkı ve heyecanı, bireylerin potansiyel üretim kapasitelerini harekete geçirir.

Böylece birey, kendisini daha güzel ifade eder, daha mutlu olur. Potansiyelini performansa dönüştürmenin, tükenmişlikten üretime geçmenin keyfini yaşar.
DR. İLHAMİ FINDIKÇI [DAVRANIŞ BİLİMLERİ UZMANI ]

Yazıyı bana ileten Nurettin TOKAY’a Teşekkür ederim.Paylaşmak Güzeldir.