Şubat 2010 iin arsiv

HAYATA GÜLÜMSEYİN

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 17th, 2010 | Kategori:: Genel

SAĞLIK:

1. Çok su için.
2. Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de dilenci gibi yiyin.
3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok ve fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.
4. Dua ve ibadet yapacak zaman oluşturun.
5. 2009′da okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun .
6. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.
7. 7 saat uyuyun.
8. Hergün 10 – 30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken gülümseyin.
KİŞİLİK:

1. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmayın.
2. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın.Bunun yerine enerjinizi olumlu şekilde şu an için harcayın.
3. Kendinizi fazla abartmayın; sınırlarınızı bilin.
4. Kendinizi çok da ciddiye almayın; kimse yapmıyor.
5. Kıymetli enerjini gevezelikle, dedikoduyla boşa harcama.
6. Uyanık iken daha fazla hayal kurun.
7. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan herşeye zaten sahipsiniz.
8. Geçmiş meseleleri unutun,geçmiş hatalarını hatırlatmayın.
Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.
9. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır. Kimseden nefret etmeyin.
10. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.
11. Senden başka hiç kimse senin mutluluğundan sorumlu değildir.
12. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada olduğumuzu unutmayın.
Problemler, cebir dersi gibi gelip giden, ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam ettiği eğitim programının bir parçasıdır.
13. Daha fazla gülümseyin ve gülün.
14. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı fikirde olmamak için anlaşın.

SOSYAL YAŞANTI:

1. Ailenizi sık arayın.
2. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin.
3. Herkesi herşey için affedin.
4. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.
5. Hergün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız en az 1 kişiye “GÜNAYDIN” deyin.
6. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez.
7. Hasta olduğun zaman işin sana bakmamalı. Arkadaşların bakmalı.
Onlarla temasta olun.
HAYAT:

1. Doğru şeyi yapın!
2. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan herşeyden uzak durun.
3. Gülmek herşeyi iyileştirir.
4. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir.
5. Nasıl hissettiğinizin önemi yok, haydi kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.
6. En iyisine henüz sıra gelmedi.
7. Sabah canlı olarak uyandığınız zaman, bunun için Allaha şükredin.
8. Maneviyatınız daima mutludur. Öyleyse mutlu olun.


fuar

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 16th, 2010 | Kategori:: Genel


deneme

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 16th, 2010 | Kategori:: Genel


Kavak Ağacı ile Kabak

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 16th, 2010 | Kategori:: Genel

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

-On yılda, demiş kavak.

-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç?

-Ölüyorsun, demiş kavak.

-Niçin?

-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.


DUR,DÜŞÜN,DİNLE

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 10th, 2010 | Kategori:: Genel

Ey insan,
Halife-i zadesin, makbulsün;
Her neye muhabbetin varsa ona kulsun!
Beden almakla doyar,
Ruh vermekle
“… Bizi mutlu edenin ne olduğunu öğrenmek ister misiniz? -
İlerleme, evet ilerleme, gelişme…
Neyi başardığınız umurumda değil eğer ilerleyemiyorsanız,
Katkıda bulunamıyorsanız, bitmişsinizdir…
Eğer yaşadığımızı hissetmek istiyorsak ilerleyelim.
Aynı döngüye sıkışıp kalmadan sürekli ilerleyelim.
Eğer ruhunuzda, vücudunuzda, zekânızda, ilişkinizde,
ya da işinizde bir ilerleme kaydedemiyorsanız
Hayatınız diğer insanlara kıyasla
“ne kadar büyük” olursa olsun “mutlu” olamazsınız.
Liderlik psikologu, kişisel gelişimci, yaşam koçu derler Anthony Robbins’in bir seminerinden aldığımız bu ders pek mühim.
Sırf dünya mutluluğu peşindeki canlar bile bunun ancak hissiyatın kontrolü marifetiyle dem a dem bir olma, olgunlaşma, kemale erme olduğunu kabul ediyorlar.
Aslında iki cihanın saadeti bu ilerleme oyununda gizli.
Durmaksızın her gün yeni bir şeyler öğrenmeli, öğrendiklerimiz ile hâllenmeli ve bunları etrafımızdakilerle paylaşmalıyız.
Müslüman’ın iki günü birbirine denk olmamalı, her gününü bir önceki güne nazaran daha ileriye götürmeye çalışmalıdır…
Zaten Resulü Kibriya
Efendimiz “İki günü denk olan ziyandadır” buyurmuyor mu?
“Zamana katkı” ya birazcık daha vurgu yapınca ister istemez
Necip Fazıl üstadın
“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç: odundur” tespitine takılıp neden burada olduğumuzu hatırlıyoruz; …
“Ey Rabbim, bana olan aşkının alameti nedir?”
“Benim sevdiğim ve Benim hoşlandığım şeyleri yapabilmen için
Sana yardım ve lütfümü ihsan etmemdir.”
Yanmadan pişen yemek ya tatsız olur, ya da çarçabuk kokar.
Ey kardeş!
Bedenin et ve kemik olarak hayvanlarla aynı.
Sen, asıl düşüncen ile can bulmalısın.
Düşüncen gül ise, sen bir gül bahçesindesin.
Eğer diken gibi düşünüyorsan (nefsanî arzularına mağlûp isen) ateşte yanacak bir kütüksün!
Ey akıl! Sen suya benziyorsun. Ateşimizden uzak dur!
Yahut da bizim aramıza karış, kazanımıza gir, bizimle beraber kayna, bizimle beraber köpür, coş!
Kâinatın sesini duyup sözün perde olduğunu anlayana,
o perdeyi de aşıp irfana erene, selam olsun…
Ya İlahî, kalplerimizi şu azgın nefsin hoyratlığı içinde hantallaşmaktan muhafaza buyur. “Oku” emr-i celîli muktezasınca, zerreden kür reye her şeyi okuyabilecek hassas bir gönül kıvamı nasip eyle.
Kâinat ve hâdisat mektebinin sır ve hikmet derslerinden gönüllerimize ulvî hisseler lütfeyleyiver…
HÜSEYİN DÖNMEZ Hocama katkılarından dolayı teşekkürler.


TEŞEKKÜRLER

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 10th, 2010 | Kategori:: Genel

Sevgili dostlarım göstermiş olduğunuz yoğun ilgi nedeniyle Gençlere yönelik olan “Geleceğin senin ellerinde” adlı eser ile Anne –Babalara – Öğretmen ve Hocalara yönelik olan “Anne & Babalar Çocuklarınızın Geleceği Sizin Ellerinizde “ adlı eserlerin birinci baskısı tükenmiştir. İlgilerinize teşekkürler. En kısa zamanda yeniden gözden geçirilmiş ikinci baskısı yapılacaktır. Yurt içi ve yurt dışında bana destek veren tüm dostlarım sağ olun var olun sizlerle gurur duyuyorum.


İŞTE HAYATIMIZ

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 10th, 2010 | Kategori:: Genel

Aile geçimsizliklerini huzur ve mutluluğa dönüştürmek elinizde!

Karı-koca kavgalarına çözüm yolları

Evlilik çok önemli anlaşmadır, nikâh hassas bir akiddir. Her nimetin elbette külfeti de olacaktır. Evliliğin sayısız nimeti olduğu gibi bazı sıkıntılar mutlaka yaşanacaktır.
Karı-koca tartışmaları, boşanmalar, “şiddetli geçimsizlikten yıkılan yuvalar çağımızın önemli bir problemi… Tabii, asıl ve en etkili adımı eş seçerken atmak gerekir. Evlilik gerçekleşmişse, artık olan olmuştur; herkes kısmetine razı olmalı ki rahat etsin.
Birçok eş incir çekirdeğini bile doldurmayacak tartışmaları büyüterek hayatı birbirlerine zindan etmektedirler. Aslın da hiçbir problem, incir çekirdeğini dolduracak kadar büyük değildir. Habbeyi kubbe yapmak, işi abartmak, küçük bir meseleyi dallandırıp budaklandırmak bazı eşlerin büyük bir başarıyla gerçekleştirdikleri talihsiz başarıdır. Böyle başarı, baş ağrısıdır; olmaz olsun!
Diyelim tartışmayı siz kazandınız! Ne oldu şimdi? Ne geçti elinize? Demagojide(laf salatası) siz galip çıktınız, büyük bir marifet mi bu? Mağlup kişi başkası değil ki, sizin hayat arkadaşınız; yani biricik eşiniz! Sizinle hayatı paylaşan kişi, en yakınınız, can yoldaşınız! Hakkınız da birçok kimsenin, hatta ana-babanızın bile bilmediklerini bilen çok özel bir kişi! Onu yenmekle kendinizi muzaffer mi sayıyorsunuz! Keşke ona yenilmiş olsaydınız! Çünkü evlilikte asıl muzafferiyet budur.
Evet, tartışmalar olabilir ama bunu hep yapmak, uzatmak, kırmak, dökmek, yıkmak şuurlu ve vasıflı birine yakışır mı? İcabın da şirkette onlarca, yüzlerce insanı idare ediyorsunuz veya toplumu yönetmeye soyunmuşsunuz; vatanı, milleti, Sakarya’yı kurtarmaya kalkmışsınız ama evinizdeki, 70 ya da 150 metrekarede yaşayan bir kişiyi idare edemiyorsunuz! Ayıp değil mi? Üstelik bu kişi sizin en fazla iyi geçinmek durumun da olduğunuz kişi, eşiniz… Refika-i hayatınız…
Araştırmalara göre aile geçimsizlikleri, karı-koca kavgaları:
1.Hep problemlere odaklanmakla
2.Tebrik ve takdir cimrisi olmakla,
3.Eşlerin birbirlerine zaman ayıramamalarıyla,
4.Dış müdahalelerle,
5.Asıl konuyu dinleyerek kavramak yerine hemen savunma ve suçlamaya geçmekle, yani dinlemesini bilmemekle,
6.Hoşgörüsüzlükle,
7.Mübalağayla başlıyor ve büyüyor.
Hâlbuki “Evlilik=Fedakârlık+Hoşgörü+Empati+Sabır.”
Bu formülü kafalara kazımak lazım.
Yine araştırmalara göre bütün tartışmaların ana sebebini tek kelimeyle özetleyebiliriz: TENKİT! Yani birbirini eleştirmek, yermek, Halbuki herkes evvela kendini eleştirmekmelidir. Kendi kusurlarını görmede gündüz gibi, eşinin kusurlarını görmede gece gibi olmalıdır. İşin püf noktası budur.
Şimdi karı-koca kavgalarını bitirmek, en azından eşleri ciddi bir nefis ve vicdan muhasebesine yöneltmek bakımından bazı çözüm yollarını değerlendirelim:
 Erkekler huri veya melek, hanımlar da fildişi kuleleri veya prens hevesinden bir an önce vazgeçip hayatın gerçeklerini kavramaya çalışmalıdır. Çünkü evliler birbirlerini yakından tanıyınca hayaller hakikate dönüşüyor. “Aşırı istek” karı-koca tartışmalarını körüklüyor. Bu durumda eşler kabuklarına çekilip evde bekar hayatı yaşamaya, evlilik müessesesini hiçe sayacak nahoş yollara sapmaya, sonra pişman olacakları adımlar atmaya başlarlar.

 Evlilikten gaye nedir? Taraflar bunu iyi bilmeliler. Evliliğin 3 hedefi vardır:

 1.Cinsi duyguların meşru ölçülerde tatmini.

 2.Hayırlı bir nesil yetiştirmek.

 3.Evlilik yoluyla akrabalıklar kurarak sosyal hayatta sevgiyi, dayanışmayı, yardımlaşmayı yaygınlaştırmaktır. Bu temel mantığı ruhuna sindirenler mutluluklarını incir çekirdeğini bile doldurmayacak tartışmalara feda etmezler.
 Aile birliğini titizlikle korumak, eşlerin birinci sorumluluğu ve derdi olmalıdır. Evliliği yıkmak yönünde değil, yapmak ve geliştirmek yönünde adım atılıp atılmadığı kontrol edilmelidir. Eşlerin birinci davranışı bu olmalıdır.
 Anlayışla karşılamak, hislerini yenmek, akl-ı selim, mantık ve muhakeme… İşte aile tartışmalarını önleyebilecek sırlı ifadeler… Bunları keşfedin!
 Evde eşine yardım etmek katiyetle “light erkek” olmak değildir, buna karşı televizyonun başına kurulup rahatı için eşine emirler yağdırmak da “taş fırın erkeği” olmak sayılmaz. Siz TV dizilerine bakmayın, onların çoğu gerçek evlilik mutluluğunu yakalayamayan bahtsızların züğürt tesellilerinin yansımasından ibarettir.
 Evlilik 40-50 senelik fani, şehevi arzuların tatmininden öteye geçmeyen basit bir hadise değil; cennete varan sonsuz mutlulukları birlikte yakalamaktır. Zaten gerçek bir sevgi başka türlü yaşanmaz ve yaşatılamaz ki! Karısını genç ve güzelken seven adam, yıllar geçip deride buruşma ve büzüşme başlayınca sevmez aksi halde…
 Birbirinin psikolojik yapısını kavrayan eşler kolay kolay tartışmazlar veya tartışmayı uzatmayıp barışırlar. Erkek hanımının yaptıklarını beğenmeli, bunu söz ve fiilleriyle göstermelidir. Çünkü kadın psikolojisinde kendini erkeğe beğendirmek ve beğenildiğini görmek, tebrik ve takdir sözleri duymak meyli mevcuttur. Bu sırrı cidden bilen erkeğe artık daha uzun nasihat çekmenin gereği yoktur.
 Her insanın her hali, sıfatı, tavrı iyi olmaz. Bu %100 böyledir. Bazı kötü huylara takılmamak gerekir. Bunlar için diğer yüzlerce, binlerce, belki milyonlarca güzel sıfatı bir kenara atmak şuurlu insanlara yakışmaz. “İdeal bir evlilik, kör kadınla sağır erkeğin evliliğidir” sözü boşuna söylenmemiştir. Erkek kolay kolay duymamalı, kadınsa dedektif gibi her şeyi görmeye çalışmamalıdır. İyi bir geçim için başka yol yoktur.
 Hediye almak, sohbet ve dertleşme, eş dost ziyaretleri, tebrik ve takdir…İşte hanımların asabi özelliklerini gideren, onların gönüllerini fetheden ilaçlar…
 Baskı, su-i zan (kötü düşünme), aşırı kıskançlık, gizli teftiş ve tetkik…İşte eşleri birbirine düşüren mikroplar…
 Aile sırlarını başkalarına anlatmak, dıştan müdahaleler, akıl vermeler…İşte günümüzün aile problemlerinin sebepleri…
 Anlayış, hataları görmezden gelme, idare etme, karşı tarafı suçlamama, iltifat etme…İşte “şiddetli geçimsizlik” in önünü tıkayan davranışlar…
 Tartışma durumunda kendinize sorun: “Acaba bende ne hata var? Neyi, nasıl düzeltebilirim?”
 Suçu hemen karşı tarafa yüklemeyin.
 Eşinizin ana-babasına kötü söz söylemeyin. Çünkü bir gün sizde aynı duruma düşebilirsiniz.
 Tartışmayı çocukların yanında katiyetle yapmayın.
 Birbirinize güler yüz gösterin.
 Her insan ayrı bir alemdir, muhatabınızdan sizin fotokopiniz olmasını beklemeyin. Unutmayın ki; belki o, bu haliyle sizden daha iyi veya ideal bir manzara arz etmektedir.

 Didişmek için evlenmediniz, huzur ve mutluluk için aile yuvası kurdunuz. Bunu iyi değerlendirin.
 Hanım beye yer olmalı ki, bey de ona gök olsun.
 Evin içinde sesli düşünmeyin, aklınıza gelen her şeyi söylemeyin, zaman zaman yutkunmayı bilin.
 Tenkitle, birbirinizi eleştirerek sonuca varamayacağınız KESİNDİR. Sinir harbinden kimse muzaffer olarak çıkmamıştır. Tenkide ve söz dalaşına ilk son veren siz olun.
 Evlilik iyi geçinme sanatıdır, evliler de huzur ve mutluluk sanatkarıdır; bunu unutmayın!
 Kocasına itaat etmeyen hanımın dindarlığı hikayedir. Kadının dindarı, kocasına itaat edendir.
 Eş seçiminde mizaç uyumuna dikkat etmeyenler evlenince sıklıkla tartışırlar. Dikkat!
 %100 mutluluk dünya da yoktur.
 Eşler de 3 şey aranmalı: Fedakarlık, katlanma, dayanma.
 Beylere özel bir not: Hurilere bile hoş bakmıyor bayanlar!
 Bir adamın iki karısı karısı varmış. Biri genç biri yaşlı…Genç olan, “Kocam genç görünsün!” diye eşinin beyaz saçlarını; yaşlı olansa “Kocam yaşlı görünsün!” diye eşinin siyah saçlarını yoluyormuş. Nihayet adamcağız kel kalmış…
 Evliliğin bir “sorumluluk sözleşmesi” olduğunu unutmayın. Eşiniz size sizin eşinize sorumluluğunuz var. Tartışmayı uzatmanın diğer anlamı sorumsuzluktur.
 Gah evliliğe, gah bekarlığa heveslenerek evlilik sürdürülmez. Aklın ve mantığın gereği, verilen kararda her şeye rağmen sebat etmektir.
 Bazı eşler var ki, sanki boşanmak için evlenmişler! Beraberliği sonlandırmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Madem boşanma meraklısıydılar, peki neden evlenip bunca zahmete girdiler? Evlilik bağlarını parçalamak için gösterdikleri gayreti, huzurlu bir aile hayatı kurmak için gösterseler mutlu olacaklar. Böyle yapacaklarına genellikle şuursuz davranıp evliliklerinin başına iş açmada yarışıyorlar. Halbuki aile kutsi bir müessesedir, karı-kocanın birbirlerine sevgisiyle ve saygısıyla saadet yuvası haline gelir. O halde devamlı tartışmak niye?
Bütün evlilere cennete varan güzel beraberlikler ve sonsuz mutluluklar!

HANIMLAR!
Şu beş noktaya özellikle dikkat edin!

1. Kocanıza karşı daima çekici olun.
2. Onun önünde ağlamayın, mızmızlanmayın.
3. Kendi isteklerinizi yaptırmak için diretmeyin, çünkü erkekler inadı hiç hazmedemezler.
4. Eşinizin dönüş saatlerin de evde bulunmaya dikkat edin.
5. Gereksiz tartışmalara girmeyin, geri adım atan devamlı siz olun.

Aksi halde sevginiz yıpranabilir.

Çiftlere sağlıklı kavga etme rehberi

ABD’li uzmanlar çiftlerin kavga etmelerinin değil, nasıl kavga ettiklerinin önemli olduğunu ve ilişkiyi etkilediğini belittiler. Amerika’da yayınlanan “Mutlu evliliğin 7 sırrı” adlı kitapta çiftlerin sağlıklı tartışmanın püf noktaları 14 madde de anlatılıyor:
1.Kazanmaya çalışmayı bırakın. Tartışmaların çoğunda iki tarafın da haklı ve haksız olduğu noktalar vardır.
2.Yaklaşımınızı planlayın. Çatışmayı çözümlemek için belli zaman tespit edin. Zamanlama her şeydir.
3.Açık ve net olun. Sizi öfkelendiren bir tek konuyu ele alın ve ona odaklanın. 4.Tekliflerde bulunun. Çözümler hakkında düşünün ve iki tarafı da tatmin edecek çözüme ulaşmaya çalışın.
5.Vücudunuzu tanıyın. Öfkelendiğinizde vücudunuzun nasıl tepki verdiğini gözlemleyin.
6.Mola isteyin. Tartışma sırasında çok öfkelenmek, sonradan pişman olacağınız şeyler yaptırabilir. O anda eşinize çok öfkeli olduğunuzu söyleyerek mola isteyin.
7.Eşinizi sakinleştirin. Eşiniz çok öfkelendiğin de onu gerçekten dinlediğinizi ve onunla ilgilendiğinizi gösterin. Gerekirse odadan çıkın.
8.Saygıyı koruyun. Birbirinize karşı kinci, alaycı tavır takınmaktan ve kişiliğe yönelik tenkitten sakının.
9.Adil olun. Daha önce eşinizin size güvenerek anlattığı bir şeyi asla silah olarak kullanmayın. Eşinizin güvenini sarsmış olursunuz.
10.Birbirinizin duygularını yargılamadan anlamaya çalışın.
11.Öfkenizi kabul edin. Kendinize, öfkelenmenin normal olduğunu hatırlatın ve öfkelendiğiniz için suçluluk hissetmeyin.
12.Azimli olun. Her iki tarafın da tatmin olacağı bir çözüme ulaşmadan tartışmayı bırakmayın.
13.Son sözü söylemekte ısrar etmeyin.
14.Ve unutmayın: Kavga sadece kavgadır. Anlaşamadığınız noktalar olabilir ama siz düşman değilsiniz.

NE DEDİLER?

 Kendisinden kocası razı olduğu halde vefat eden her Müslüman kadın cennete girer. Hz. Muhammed (sav)
 Kadınlar kocalarının güneş gibi olmasını isterler. Hem aydınlatıcı, hem yakıcı… Bukle
 Kadının gülmesinden, erkeğin ağlamasından korkulur. John Riskin
 İltifat kadınlar için yaratılmıştır. Machiavelli
 Kadınların erkekleri mesut etmek için bir tek usulleri vardır,halbuki bedbaht etmenin otuz bin türlü yolunu bilirler. Heinrich Heine
 Uzun bir tartışma her iki tarafın da haksız olduğunun delilidir. Voltaire
 Tartışmasını bilmeyenler kavga ederler. Chesterton
 Bütün kavgalar bir kelimeyle başlar,bir kelimeyle biter. Cenap Şehabeddin
 Kurnaz kadınlarla kurnaz erkekler, zavallı kadınlarla zavallı erkekler beraber olamazlar. Jean Paul Richer
 Bir tartışma esnasında kızdığımız zaman gerçek için değil,kendimiz için uğraşmaya başlarız. Geothe
 Her tartışma tartışılır.

Evlilere PRATİK tavsiyeler

 Birlikte vakit geçirin. Arada bir dışarıda yemek yiyin.
 Birbirinizi tenkit etmeyin. Evliliği sık sık gözden geçirmeye kalkmayın.
 Ailelerinizi evliliğinize karıştırmayın. Onun ayrı bir fert olduğunu unutmayın.
 Kendinize ait hobiler bulun. Ufak hediyelerle gönlünü alın.
 Ortak yapabileceğiniz hobileriniz olsun. Eski defterleri karıştırmayın.
 Çocuklara gösterdiğiniz ilgiyi eşinize de gösteriniz.
 Sevginizi sık sık gösterin. Evlilik üzerine kitaplar okuyun ve onunla paylaşın.
 Bakımsız bir eş olmayın.
 Başkalarının yanın da ona değer verin. Onu aşağılamayın.
 Ev işlerini paylaşın. Haftada bir akşam televizyonu kapamayı deneyin.
 Çocuklara farklı mesaj vermeyin.
 Birbirinizin arkadaşlarına saygı gösterin.
 Kıskançlık duygunuzu yenmeye çalışın.
 Birlikte yürüyün.
 Eşinizle sohbet edin.
 Kendinizi devamlı geliştirin, güncelleyin.
 Güzel duygularınızı onunla paylaşın.
 Kötü düşüncelerinizi içinize gömün.
 Öfkelendiğiniz de tepki vermeyin.
 Ailenizin ona laf söylemesine müsaade etmeyin.
 Her zaman onun yanın da olduğunuzu hissettirin.
 Ufak olumsuzlukların aranızı bozmasına fırsat tanımayın.
 Onu kıskandırmaktan uzak durun.
 Arkadaşlarınızın yanın da onu methedin.
 İsteklerine hep “Şimdi sırası değil” demeyin.
 Onu anlamaya çalışın. Kızdığınız zaman köprüleri atmayınız.
 Sık sık onun sizin için önemini anlatın.
 Onu kimselere şikayet etmeyin.
 Umutsuzluğa düşmesine izin vermeyin. Değişim isteklerini destekleyin.
 Çalışma isteğine engel olmayın.
 Arkadaşlarından ayırmayın.
 Arkadaşları hakkında olumsuz yorumlarda bulunmayın.
 Karı-koca baş başa kalabileceğiniz ortamlar bulun.
 Giydiklerini beğenmeseniz de bunu onunla paylaşmayın.
 Verdiği kararlara saygı gösterin. Onu değiştirmeye kalkmayın.
 Yardım istediği zamanlar yanında olun.
 Yalnız kalmak istediğin de buna imkan sağlayın.
 Anlaşmazlık olduğunda hemen çözmek için üstüne aşırı düşmeyin. Olayların yatışmasını bekleyin. “Sen hep böylesin “ demeyin.
 İçinizden çıkamadığız durumlarda bir profesyonel’den yardım isteyin.
 Onu ilk tanıdığınız zaman ki duygularınızı yakalamaya çalışın.
 Unutmayın: Kaybetmek kolay, kazanmak uzun ve yorucudur.
 Kısa süreli ayrılıklar yaşayın. Duygularınızı birde yazarak anlatmayı deneyin.
 Eşinizin eşitiniz olduğunu unutmayın.
 DEĞERİNİ BİLMEK İÇİN ÖLMESİNİ BEKLEMEYİN.

Kaynak : Genç Beyin Dergisi


YGS DE YENİ DÜZENLEME

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 9th, 2010 | Kategori:: Genel

Danıştay 8. Dairesi, YÖK’ün üniversiteye girişte farklı katsayı uygulanmasına ilişkin 17 Aralık 2009 tarihli kararının yürütmesini oy birliğiyle durdurdu.

İstanbul Barosu Başkanlığı, Yükseköğretim Genel Kurulunun (YÖK) yükseköğretime girişte farklı katsayı puanı uygulamasını kaldıran 21 Temmuz 2009 tarihli kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştayda dava açmıştı. Danıştay 8. Dairesi, YÖK’ün kararının yürütmesini oy birliğiyle durdurmuştu. Bunun üzerine YÖK, 17 Aralık 2009′da üniversiteye giriş sınavında adaylara ”farklı katsayı” uygulanması kararı almış ve puanlar hesaplanırken adayların kendi alanıyla ilgili program tercihinde Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanlarının (AOBP) 0.15, alan dışı tercihte 0.13 ile çarpılmasını kararlaştırmıştı.

YÖK’ün üniversiteye girişte öğrenciler arasındaki katsayı adaletsizliğini gideren kararı aleyhine Danıştay’da dava açan İstanbul Barosu, yeni katsayı düzenlemesini de şikayet etti. 29 Aralık 2009 tarihinde herhangi bir açıklama yapmadan dava dilekçesini mahkemeye ulaştıran Baro, YÖK kararını yeterli bulmayarak iptalini istemişti.

Danıştay 8. Dairesi, YÖK’ün yeni kararının, iki, üç ve dördüncü maddelerinin yürütmesini oy birliğiyle durdurdu.

Kararın ikinci maddesi, ”AOBP’nin 0.15 ve 0.13 katsayıları ile çarpılmasını” öngörüyordu. Kararın üçüncü maddesi, ”öğretmen lisesi ve meslek lisesi mezunu olanların kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde ilgili ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının 0,05 ile çarpımı sonucunda bulunan puanın toplam puana ayrıca ekleneceğini”, dördüncü maddesi ise ”Meslek Yüksek Okullarının sınavsız geçişten boş kalan kontenjanlarına açık öğretim programlarına ve meslek liselerinin devamı niteliğindeki lisans programlarına YGS puanları esas alınarak yerleştirme yapılacağını” düzenliyordu.

Davalı YÖK’ün bu karara itiraz hakkı bulunuyor. İtirazı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek.

İstanbul barosu’nun talebinin kabulu yüzbinlerce öğrencinin mağdur edilmesi anlamına geliyor. Ayrıca karar iptal edilmezse başlayan sınav süreci de aksayabillecek.

***

Gerekçede, şöyle denildi:

”Katsayı farkının belirlenmesinde davalı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının iddia ettiği gibi bireylerin devlete karşı korunması değil, devletin bireylere tanıdığı ve yararlandırdığı hakların tam ve gereğince kullanılmasının sağlanması amaçlanmalıdır. Yani bireylerin haklarının birbirlerine karşı korunması, sahip olunan hakların özüne ve ruhuna uygun kullanımının sağlanmasıdır. Maddi olayda ölçülülük ilkesinin hareket noktası da öğrencilerin mesleki eğitim, genel lise eğitimi ve genel liseler içinde alan, bölüm seçerek oluşturdukları birikimin adil bir değerlendirmeye tabi tutulmasını sağlamaktır. Bu ayrımların kaldırılması sonucunu doğuran bir düzenlemenin eğitim sisteminin örgütleniş biçimindeki bütünlüğü bozacağı ve yargı kararlarına aykırı olacağı açıktır.”

-YÖK’ÜN SAVUNMASI-

Davalı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının savunmasına da yer verilen gerekçede, YÖK’ün yargı kararları nedeniyle oluştuğunu ileri sürdüğü hukuki boşluğu gidermek için belirlediği farklı katsayı oranına ilişkin açıklama yaparken ”yönlendirme amacıyla getirilen sınırlamanın bireyin yükseköğrenim hakkını ortadan kaldırmaması, istediği takdirde makul seviyede bir gayretle bu sınırlamayı aşabilmesine imkan verilmesi gerektiği, aksine bir yaklaşımın bireyi katlanamayacağı bir sorumluluk altına sokarak Anayasanın beşinci maddesine aykırılık teşkil edeceği, yasal kuralların ilgililerin farklı bir alanı tercih etmelerinin engellenmesi sonucunu doğuracak düzenlemeleri içermediği gibi meslek lisesi mezunlarına kendi alanlarından farklı bir alanda yükseköğrenim görmek istemeleri halinde de farklı katsayı uygulanacağına ilişkin bir düzenleme yer almadığı, farklı katsayı uygulamasının meslek liselerini olumsuz etkileyeceği, sınav sürecinin başladığı, kılavuzların hazırlandığı bu aşamada oluşacak değişikliklerin öğrencilerin başvurularında belirsizlik yaratacağı”nın ileri sürüldüğü belirtildi.

YÖK’ün bu savunmasının, farklı katsayı uygulamasını kaldıran düzenlemeye yönelik olarak açılan davalarda verilen savunmalarını tekrar eder nitelikte olduğu ifade edilen gerekçede, ”Bu şekilde katsayı farkının olmaması ya da olacaksa da aşılabilir bir niteliğinin bulunmasına yönelik olan bir amacın, mevzuatta öngörülen ve dairemizce ve İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen kararlarda da vurgulanan temel ilke ve yaklaşıma uygun olmadığı açıktır. Ayrıca uygulanacak katsayı sınavlar sonucunda yerleştirmeye esas puanın hesaplanmasında dikkate alınacağından sınavlara başvurma ve sınavları engelleyici bir husus değildir” denildi.

Gerekçede, ”1998 yılından itibaren uygulanan ve hukuka uygunluğu yargısal kararlarla istikrar kazanmış farklı katsayı uygulaması ile dava konusu karar alınıncaya kadar uygulanmakta olan alan içi tercihlerde 0.8, alan dışı tercihlerde 0.3 katsayısının esas alınacağına ilişkin düzenlemenin değiştirilerek alan içi 0.15, alan dışı 0.13 katsayı farkına dönüştürülmesine ilişkin dava konusu kararın hukuken geçerli bir sebebe dayanmadığı” vurgulandı.

Kararın ayrıca yargı kararlarının gereklerine aykırı olduğu ve yargı kararlarını geçersiz kıldığı sonucuna ulaşıldığı belirtilen gerekçede, ”Bu durumda, dava konusu düzenlemenin ikinci maddesinde hukuka uyarlık bulunmamıştır. Düzenlemenin üçüncü maddesi ve kararın dördüncü maddesindeki puanlama sistemi ikinci maddeye dayandırılmış olduğundan, hukuki geçerliliğinden söz etmeye olanak yoktur. Dava konusu kararın iki, üç ve dördüncü maddelerinin uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar oluşacağı da açıktır” denildi.

***

Danıştay 8. Dairesinin, YÖK’ün farklı katsayı uygulaması öngören kararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin gerekçesinde, uygulanmakta olan ve zaman içinde birtakım sonuçlar doğurarak istikrar kazanan bir düzenlemenin değiştirilmesi ya da kaldırılması için hukuk düzeninde veya maddi olayda bir değişiklik olması gerektiği vurgulanarak, ”Yani önceki uygulamayı kaldıran ve yeni bir uygulama getiren düzenlemenin hukuken geçerli sebeplere dayanması gereği tartışmasızdır” denildi.

Dairenin gerekçesinde, davacı İstanbul Barosunun dava açma ehliyeti olup olmadığı konusu irdelendi. Çeşitli baro başkanlıklarının Danıştayda açtığı davalardan örnekler verilen gerekçede, Avukatlık Yasası’nda yapılan değişiklikten sonra açılan davalarda, dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idari işlemin niteliği, bu işlemin hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini etkileyip etkilemediği, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarının ihlal edilip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü ancak daha geniş yorumlandığı vurgulandı.

Dava konusu karar ile yükseköğretime girişte bir sistem getirildiği ve bu düzenlemeyle ülkenin eğitim sisteminin bütününün etkilendiği ifade edilen gerekçede, ”Dava konusu kararın bu özelliği nedeniyle genel kamu yararı ile ilgili bulunduğu açıktır. Yargı kararlarının uygulanmadığı savıyla açılan bu davada, işlemin hukuki niteliği ile hukukun üstünlüğünü koruma görev ve yükümlülüğü bulunan davacı baro başkanlığının iddiaları birlikte dikkate alındığında davacının dava konusu kararla menfaat ilgisinin bulunduğunun kabulü zorunludur” denildi.

İstanbul Barosu Başkanlığının Yükseköğretim Genel Kurulunun 21 Temmuz 2009 tarihli kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açtığı davada, davalı YÖK’ün ”İstanbul Barosunun dava açma ehliyetinin bulunmadığına ilişkin iddiası”nın da bu nedenlerle kabul edilmediği anımsatılan gerekçede, ”Davalı idarenin söz konusu kararına yönelik olarak verilen yürütmenin durdurulması kararı sonrası tesis ettiği dava konusu işleme karşı Baro tarafından dava açılabileceği de tartışmasızdır” denildi.

Davacı baro başkanlığının YÖK’ün 21 Temmuz 2009 tarihli kararına karşı açtığı davada yürütmenin durdurulmasına karar verildiği anımsatılan kararda, YÖK’ün yeni kararının, Danıştay 8. Dairesi ve İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen kararlar nedeniyle oluştuğu ileri sürülen hukuki boşluğun giderilmesi amacıyla tesis edildiğinin belirtildiği ifade edildi.

-”SINIRSIZ VE MUTLAK BİR TAKDİR YETKİSİNDEN SÖZ EDİLEMEZ”-

Anayasa ve yasalara göre, idarelerin takdir yetkisine dayalı olarak tesis ettiği işlemlerin de idari yargı denetimine tabi olduğunu vurgulanan gerekçede, şunlar kaydedildi:

”Takdir yetkisinin kullanımı idareyi yargı denetiminden bağışık kılmaz, hukuk devletinde sınırsız ve mutlak bir takdir yetkisinden söz edilemez. Hukuk devleti olmanın gereği, idarelerin takdir yetkisine dayalı olarak tesis ettikleri bireysel ya da düzenleyici işlemlerin hukuken geçerli ve objektif bir sebebe dayanmasıdır. Takdir yetkisine dayalı işlemlerin, hukukun belirlediği sınırlar ve eşitlik kuralı gözetilerek kamu yararına ve hizmetin gereklerine uygun şekilde objektif, makul ve geçerli neden ve gerekçelere dayalı olarak tesis edilmesi gerekir.”

Yürütmenin durdurulması kararının, davanın esası hakkında verilen kararlar gibi yerine getirilmesinin zorunlu olduğu vurgulanan gerekçede, yürütmenin durdurulması kararının hukuki gereklerine uygun bir işlem tesis edilmesinin de Anayasal ve yasal zorunluluk olduğuna işaret edildi. Gerekçede, şu tespitler yapıldı:

”Yargı kararlarının uygulanması konusunda idarelere herhangi bir takdir yetkisi tanınmadığı açıktır. Yani idarelerin yargı kararlarının doğruluğunu tartışma ve buna göre uygulama yapma yetkisi bulunmamaktadır. Anayasa ve yasa hükümleri ile idare hukuku ilkesi gereği idareler iptal kararının amaç ve kapsamına göre yeni bir işlem yapmak ve iptal edilen işlemden doğan sonuçları ortadan kaldırmak ve önceki hukuki durumun geçerliliğini sağlamakla görevlidir. Bu nedenle idareler iptal kararlarının amaç ve kapsamı dışında bir işlem tesis edemez. İdarelerin bu amaç dışında başkaca bir tercih ve takdir hakkı yoktur.”

-”MİLLİ EĞİTİM TEMEL YASASI’NIN ASIL AMACI”-

Yükseköğretim Kurulunun, 30 Temmuz 1998 tarihli kararı ile 1999 yılından itibaren başlatılan uygulama ile tek aşamalı sınav ve sözel, sayısal ve eşit ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının hesaplanmasında farklı katsayı uygulamasının başlatıldığı belirtilen gerekçede, ortaöğretim kurumlarından mezun olanların öğrenim gördükleri meslek ya da alanda yükseköğrenim görmelerinin Milli Eğitim Temel Yasası’nın asıl amacı olduğu vurgulandı.

Bu amaca uygun olarak öğrencilerin meslekleri ya da alanları dışında eğitim görmek istemeleri halinde üniversite puanlarının daha düşük bir katsayı, tersine durumda ise daha yüksek katsayı uygulanacağına ilişkin anılan kararın alındığı ve uygulamanın 1999 yılından itibaren başlatıldığı ve o tarihten bu yana uygulandığı anımsatıldı.

Yükseköğretim Kurulunun bu kararlarıyla ilgili uygulamalarına karşı daha önce birçok dava açıldığı ve verilen ret kararlarının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca da onandığı ifade edilen gerekçede, böylece, farklı katsayı uygulamasında hukukun temel ilkelerine, Anayasa ve ilgili yasalara aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtildi.

Gerekçede, davalı idarenin farklı katsayı uygulamasını kaldıran 21 Temmuz 2009 tarihli kararına karşı açılan davalarda, ”farklı katsayı uygulaması konusunda yargı kararlarıyla istikrar kazanmış bir sistemin yerleşmiş olduğu ve bu kararlardan sonra mevzuatta bu kararın aksine yapılmış yasal bir düzenleme bulunmadığı, yargı kararlarında yapılan hukuki değerlendirmelerin bugün için de geçerliliğini sürdürdüğünün belirlendiği” kaydedildi.

Dairenin gerekçesinde, İdari Dava Daireleri Kuruluna yapılan itiraz üzerine verilen kararda da ”idarenin farklı katsayı belirlemesine yönelik yapacağı düzenlemede belirleyeceği katsayının ölçülülük ilkesi dikkate alınarak eğitim sisteminin yönlendirme esası gereği örgütleniş biçimindeki bütünlüğü bozmaması, alan/bölüm, mesleki eğitim, genel lise eğitimi gibi ayrımları ve yargı kararlarını geçersiz kılacak nitelikte olmaması gerektiği”nin vurgulandığı anımsatıldı.

İdarenin yargı kararları üzerine farklı katsayı uygulaması konusunda bağlı yetki içinde bulunmasına karşın, bu katsayıların belirlenmesi noktasında takdir yetkisine sahip olduğu vurgulanan gerekçede, ”Ancak bu yetkinin kullanımı da mutlak ve sınırsız değildir. Bir başka anlatımla uygulanmakta olan ve zaman içinde birtakım sonuçlar doğurarak istikrar kazanan bir düzenlemenin değiştirilmesi ya da kaldırılması için hukuk düzeninde veya maddi olayda bir değişiklik olması gerekir. Yani önceki uygulamayı kaldıran ve yeni bir uygulama getiren düzenlemenin hukuken geçerli sebeplere dayanması gereği tartışmasızdır” denildi


GÜNÜMÜZÜN KAYGILI İNSANLARINA

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 8th, 2010 | Kategori:: Genel

Sevgili Dostlar bize neler oluyor. Kendimizi ve çevremizi anlama ve algılamakta güçlük çekiyoruz. Kaygılarımızın ardı arkası gelmiyor. Karen Horney, günümüzün insanını şöyle tanımlıyor: “Kaygıları nedeniyle davranışları, kişiliği nevrotik özellikler kazanmış kişi!”
İnsanın günümüzdeki kaygıları için öyle çok neden var ki…
Kendimize ilişkin kaygılar, çevremize ilişkin kaygılar, kimi zaman dünyanın gidişine ilişkin kaygılar yakamızı hiç bırakmaz.
İyi de, hep kaygıyla yaşanmaz. Aslında kaygıyla yaşamak dünyanın en zor işlerinden. Onun için de insanlar “kaygıdan kurtulmanın” yollarını arıyor.
Kaygıdan kurtulmak, bilişsel düzeyde buna uygun bilgi, bilinç, duygu donanımıyla olabilir. Hem akademik zekânın hem de duygusal zekânın bu anlamda eğitilmiş olması “kaygıyı pozitif yaşamaya” dönüştürebilir.
Bunun için “dört adımlı bir strateji” uygulamak gerekiyor:
1. Adım: Kaygıyı tanımak, varlığını bilmek.
2. Adım: Kaygıyı oluşturan olgular, koşullar, kişilerle ilgili olarak değişik seçenekler oluşturmak.
3. Adım: Bu seçenekleri tartarak yapılması gereken iş konusunda karar vermek.
4. Adım: Verilen karar doğrultusunda harekete geçmek ve sorumluluk almak.
Tehlikeli bir durumda girilecek sınava, çocuğumuzla ilgili
sorundan işimizle ilgili kaygılara kadar uygulamamız gereken yol budur. Ancak her duruma özgü “yapılacak işler programı” elbette farklı olacaktır.
Ama pek çok insan için “kaygıdan kurtulmak” kolay değildir. Bu durumda insanlar kendileri için “kaygının vereceği sıkıntı ve acılardan kurtulma yolları” olarak dört temel yol seçerler. Karen Horney’in üzerinde durduğu dört temel yol şunlardır :

1. Kaygı uyandıran olguyu akla uygun hale getirme
Çocuğumuzun ateşi çıktığı zaman “kaygılanırız.” Bir yandan da çocukların ateşinin çabuk çıktığını, hemen telaşlanacak bir şey olmadığını biliriz, ama “kaygılanmaktan kendimizi alamayız.” Bu kaygıyı akla uygun duruma getirerek, çocuğumuzun ateşinin yükselmesinin çok kötü bir hastalığın işareti olabileceğini söyler, telaşımıza haklı bir gerekçe buluruz.
Pek çok kaygımızı bu biçimde akla uygun duruma getirerek “kaygımızın bizde yaratacağı sıkıntıyı haklı kılmaya” çalışırız.
2. Kaygının varlığını inkâr etmek :
İnsanlar kendilerinde kaygı uyandıran herhangi bir şeyi “inkâr ederek” bu kaygıdan kurtulmaya çalışırlar. İşyerinde herkes için var olan bir “işten çıkarılma” riskinin uyandırdığı kaygıyı, kişi “benim için hiçbir şey yok” diye inkâr ederek uzaklaştırır. Bu biçimde “inkâr ederek kurtulmaya çalıştığımız” pek çok kaygımız vardır. İnsanlar kimi zaman çok yakınlarındaki bir tehlikeyi bile “görmeyi inkâr ederek” kurtulmaya çalışırlar. Burada dikkati çeken bir nokta da, tehlikenin yarattığı kaygı ne denli yüksekse inkâr da o denli şiddetli olmaktadır.
3. Kaygıyı uyuşturma yolları :
Bu yolların başında en çok bilinen “alkol kullanma”, “uyuşturucu kullanma” gelir. Dünyada giderek artan alkol ve uyuşturucu kullanımı “kaygıyı uyuşturma” ile doğrudan bağlantılıdır. Ancak uyuşturma yolları sadece bunlar değildir.
“İşe aşırı düşkünlük” de kaygıyı uyuşturmanın çok uygulanan bir yoludur. Cumartesi pazar günleri de çalışmak, yaz tatili yapmamak, işe aşırı düşkünlük, kaygıyı uyuşturmanın hem de yüksek ödüllü bir yoludur.
Normal dışı uyku uyumak da kaygıyı uyuşturmanın bir yoludur. Burada dikkati çeken, çok uyuduğu halde kişinin kendisini dinlenmiş hissetmemesidir.
4. Kaygı uyandıran her şeyden kaçınmak :
Toplumda bu konunun sık görülen örnekleri “bende bir şey bulurlar” kaygısıyla gerektiği halde doktora gidememek, diş hekiminden kaçınmaktır. Pek çok insan yapması gereken işleri, duyduğu kaygı nedeniyle yapamaz duruma gelmektedir.
Kaygısız günler dileğimle.Bir sonraki yazımda çocuklarımızdaki kaygılar üzerinde yazmayı planlıyorum.


TEŞEKKÜRLER AVRUPALI DOSTLARIM

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Şub 8th, 2010 | Kategori:: Genel

Bır hafta suren konferans proğramlarımda beni en güzel şekilde ağırlayan misafir eden,konferanslarımı sabırla takip eden,varoluşun beş boyutu olan Umursama-kaale alma,Kabul görme,Degerli olduğunu hissettirme,Yeterli görme, Sevgiye layık olduğunu bana gösteren tüm dostlarım var olun sevgiyle kalın.Tekrar buluşmak ümüdüyle.Saygılarımla