Nisan 2011 iin arsiv

İçimize atıpda işin içinden çıkamadığımız meseleler

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Nis 28th, 2011 | Kategori:: Genel

Bir insan neden içine atar? Neden duygularını bastırır? Bastırdığı ve içine attığı şeyler ne kazandırır? Ne kaybettirir? Bu yüzden mi her şey ters yüz olur, içinden çıkılmaz bir hal alır, keşmekeş olur, viran olur, harap olur, beter olur?

Duyguların bastırılmaması, içe atılmaması gerektiği hep söylenir, ancak bunu herkes başarabilir mi? Birçok insan; bağırıp çağırması, ağlaması gerektiği zaman gözyaşlarını içine akıtır. Yaşadığımız olumsuz olaylar, bastırılan duygular, konuşup anlatamadığımız veya haksızlığa uğradığımız anlar. Gün geliyor bunlar, fiziksel hastalık olarak açığa çıkıyor.

İçimize attığımız her şey katlanarak ve katmanlaşarak ilerde daha ağır hasarlara neden oluyor. Sonra zorluyor organları. En başta beynimizi, kalbimizi, midemizi sonra psikolojimizi, insanlığımızı ve daha birçok şeyi? Sanırım buna atalarımız duvarı nem insanı gam yıkar demişler. İyi de demişler.

İçine atmak nedir mi?
*Kaşlarımızı çatmak gerekirken umarsızca gülebilmek,

*Duygularını tam olarak anlatamayan, içini olduğu gibi karşısına döküp açamayan kişilerin ellerinde olmadan yaptıkları şey,

* Defalarca konuşup da anlaşılamamış insanın usancıdır ya da pes etmektir. İfade etmekten bıktıranların yarattığı sonuçtur Ya da Seneca?nın dediği gibi “hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir. ”

* Söylediğimizde değişen bir şey olmayacaktır ya da tamamen kaybetmekten korkarız. Bu yüzden en çok söylemek istediğimiz şeyleri içimize atarız. “söylenecek o kadar çok şey vardı ki, tek kelime bile edemedim” derkenki anlatılan durumdur bazen de?

*Kendini anlatmaktan yorulanlar için tek kaçış yolu. Duyguları, düşünceleri rahatlıkla karşı tarafa söyleyemeyip, karsınızdaki kişiye kalbinizi tamamıyla açamayıp tüm hislerinizi, beyninizi kucaklayan tüm detayları kalbinizin bir köseciğinde biriktirmektir. O köşecik git gide buyur ve tüm kalbiniz söyleyemediklerinizle kaplanmaya baslar. Ağlayamazsınız bile, bir çeşit kendi kendine paylaşmaya alışma halidir. Beklemektir aslında. Karşı taraf bir an gelsin görsün suskunluğu istenir. Görülmedikçe yakar kavurur. Kırgınlıkların, öfkenin ve hüznün dışa vurulmayıp kişisel kutuya gizlenmesidir?

İnsanın içine atması için sanırım bu yüzyılda birçok neden var… Etrafımızda patlamaya hazır o kadar çok canlı bomba var ki. Ekonomik sıkıntılar, iletişim kuramama, anlaşılmama, anlatamama, maddenin manayı hapsetmesi, hızlı bir tüketim çılgınlığı, bireyselliğin ön plana çıkması, değerlerin pasifize edilmesi gibi birçok hadise, insanların açılamaması ve içine atmasına neden oluyor?

Evet, içinize atmayın demek kolay bir söylem tabiî ki zor olan bunu eyleme geçirebilmek. Ancak yaratıcı bizi son derece kuvvetli donanımlarla yaratmış. Aklın yanında bir kalp vermiş. Yani duygu ve akıl. Biri kalbi temsil ederken yekdiğeri beyni… İki büyük güç? İki büyük nimet? Bu iki nimeti dengeli kullanarak sorunlarımızla, sıkıntılarımızla, açmazlarımızla, çıkmazlarımızla baş edebiliriz. Uygun kanal ve ortamlarda paylaşmayı, paylaşımı deneyebiliriz. Sorunları ve olumsuzlukların içini doldurmaktansa bunların içini boşaltmak için delikler açmaya çalışabiliriz.

İçimize atıp içimizde gümletmektense, yakmaktansa, ya da içinden çıkamamaktansa; dışımıza çıkartıp söndürmeye çalışabiliriz. Yutkunmaya çalışıp boğazımızı düğümlemektense, zehirlenmemek için kusup rahatlayabiliriz.

Kaçmak yerine kovalamak, sırt çevirmek yerine yüz çevirmek, almak yerine vermek, beklemek yerine gitmek, sevilmek yerine sevmek, şarj olmak yerine deşarj olmak, kırmak yerine tamir etmek, üzmek yerine sevindirmek, zorlaştırmak yerine kolaylaştırmak, karamsar olmak yerine iyimser olmak, el sıkmak yerine kucaklamak, anlaşılmayı beklemek yerine önce anlamak, susmak yerine konuşmak? Acaba yapabilir miyiz?


EZAN VE KUR’AN

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Nis 28th, 2011 | Kategori:: Genel

Ayasofya, Ezan ve Yahya Kemal 

 Ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı da 30 Mart 1922 tarihli Tevhid-i Efkâr gazetesinde “Ezan ve Kur’an” başlığıyla neşrettiği bir yazısında diyor ki[..]

  “Birçok günlerimi Ziya Gökalp’le konuşarak geçirdim. Diyarıbekir’in bir harika olan bu oğlu, konuştuğu zaman istikbalin muhayyel bünyanını kuran dev gibi bir mimara benzerdi: İlk Müslümanlar gibi mütedeyyin, ilk Türkler gibi bâni idi; maziye arkasını çevirmiş sâbit bir bakışla istikbale bakardı. Maziye karşı daussılamı hararetle söylediğim bir gün dedi ki:

 

Harabisin harabati değilsin
Gözün mazidedir ati değilsin

 

Ben de mazinin kulağıma fısıldadığı bir sesle,
Ne harabi ne harabatiyim,
Kökü mazide olan atiyim.
dedim.


Bir cevaptan başka ciddi manası olmayan bu sözde sonraları hissettim ki, küçük bir hakikat varmış. Mütarekeden sonra maziye karşı daüssılam arttı. Kendimi avutmak için tek başıma İstanbul’da geziniyordum. Bu şehirde geçen beş asırlık hayatımızın safhalarını birer birer hissettikten sonra gönlüm bir merhalede tevakkuf etti.

Fatih’in Edirne’den İstanbul üzerine yürüdüğü 857 senesinin baharını  hissettim.

Edirne’den İstanbul üzerine o yürüyüş; yirmi iki yaşında bir çocuk olan Fatih; Kostantıniyye fethine dâir bir hadisin müjdesini hisseden o asker; tarihin en büyük faslını açmağa gelmiş olan o ejder gibi toplar, Gelibolu’dan gelen o bin bir yelkenli beyaz donanma; hâsılı o safha kalbimde canlandı.
Elli yedi gün süren muhasarada ihtiyar Akşemseddin’in kocamış bir kartal gibi kollarını açarak top gürültüsüne karışmış bir sesle: “Ya Müfettiha’l-ebvab!”diye bağırdığı tepelerden surlara baktım.

İhtiyar Karaca Bey’in Rumeli askerlerini yıldırım gibi boşaltarak kırdığı Edirnekapı ve Tekfur sarayı burçlarının üstünde oturdum. Zağanos Paşa’nın elli yedi gün Türk hamlesiyle yıkmaya çalıştığı Eğri Kapı ve Haliç kulelerini gezindim.

Yedikule’den Eyüb’e kadar Türk ordularının bir sel gibi taştığı uzun yolda yürüdüm. Topkapı’dan Edirnekapı’ya kadar giden büyük surun orta kapısından şehre girdim.

Rumi Mayısın Yirmi Dokuzuncu Salı sabahı şafak sökerken, fetih askeri ilk defa buradan girmişlerdi. O şafak vaktini, o müthiş mahşeri, 857 seneden beri İslâm’ın muntazır olduğu o sabahı, o büyük saatleri, o coşkunluğu, o sevinci, bütün kalbimle hissettim.

Fatih’in büyük tabutunun cephesinde duran destarı, Bellini’nin meşhur resmi kadar canlı bir tasvirin vehmini veriyordu. Fakat bu gördüğüm rüya maziydi.
Birgün Ayasofya minaresinden ezan okunduğunu işittim. 857 senesinin o sabahından beri asırlarca günde beş defa okunmuş olan bu ezan, hal’i vaki’di.

Bu ezanı dinlerken Fatih’i asıl manasıyla ilk defa idrak ettim!

Yine bir gün padişahlarımızın Topkapı Sarayı’nda Revan Köşkü’nü ziyaret ediyordum; uzaktan Kur’an okunuyordu, yavaş yavaş sese doğru yaklaşırken nereden geldiğini ziyaretimde rehber olan zâta sordum.
Dedi ki: “Hırka-i Saadet Dairesi’nden geliyor.” Peygamberimiz’in hırkasını sakladığımız cennet gibi yeşil bir odanın Türkkâri penceresi önünde durduk.
İçerde iki hafız vardı. Biri ellerini kavuşturmuş, gözlerini yummuş oturuyordu, diğeri diz çökmüş, müsterih ve yüksek bir sesle okuyordu, rehberime sordum: “Hırka-i Saadet önünde Kur’an ne zaman okunur?” Dedi ki:

Dört asırdan beri her saat! Geceli gündüzlü.” Yavuz’un, Hırka-i Saadet’i Mısır’dan getirip bu odadaki mevkiine koyduğundan beri kırk hafız, nöbetle Kur’an okur. Türk tarihinde bir dakika bile buradaki Kur’an sesi kesilmemiştir.

Gezintilerimde bir hakikat keşfettim.

Bu devletin iki mânevi temeli vardır:

Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuğu 


ezan ki hâlâ okunuyor!


Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuğu 

Kur’an ki hâlâ okunuyor!


Duymuyor musunuz, yine ezan okunuyor!


YAHYA KEMAL BEYATLI 
30 MART 1922 TEVHİD-İ EFKÂR GAZETESİ

SAĞLIĞIN KIYMETİ

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Nis 26th, 2011 | Kategori:: Genel

Prof. Dr. Erkan Topuz, kendi web sitesinde verdigi su carpici bilgilerle kanserin boyutlarini acikca ortaya koymakta: “Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yilinda 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eger bunlari yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yuzden gozumuzu acalim. Bu is cocukluktan basliyor. Cocuklarimiza bu terbiyeyi vermek zorundayiz. Ailedeki cocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa cocuk da onu yer (tabiki anne bilincliyse!).”

Oneriler:

1. Her aksam dus alin, ustunuzu tamamen degistirin. (Cevre kirliligini eve tasima)

2. Haftada en az bir kere balik. Bu baliklar dip baliklari olmamali. Somon veya yuzey baligi, Akdeniz, Ege baligi olmali. Marmara’nin dip baliklarini lutfen tuketmeyiniz.

3. Evde en az hali kullanin. Temiz tutun. (sirkeli su ile silin).

4. Bulasigi en az deterjan ile ve eldivenle kullanarak temizleyin. (Makina yok!).

5. Camasirda her turlu deterjandan kaciniz. Devamli olarak zeytinyagi ve defne sabununu seciniz. Ellerinizi, vucudunuzu hakiki zeytinyag, defne veya fistik yagindan yapilan hakiki sabunlar da secilebilir. Bunlari ornek olarak soyluyorum. Deterjandan kaciyoruz ve iyi duruluyoruz.

6. Beyaz olan her turlu ic camasirinizi muhakkak yeni aldiginizda en az 2 kere kaynatiniz. Cunku bunlar beyazlatilmak icin kanserojen maddelerle yikaniyor.

7. Oda spreyleri dogrudan dogruya petrol menseli. Zehiri soluyorsunuz. Akcigerinize geciyor ve dolayli olarak bagisiklik sisteminizi bozuyor.

8. Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalniz bir kez cozulunce onu muhakkak pisirin. Mikro dalgada bir kere isitin. Ateste isittiklarimizda ise bir kere isitiniz. Cunku bir dahaki sefere degeri olur. DNA’yi bozar. DNA kirilmasi da kanserojene yol acar.

9. Radyasyon kronik olarak kansere en cok yaklastiran faktorlerden biridir. Televizyondan, cep telefonundan ve radyasyon yayan (ozellikle tuplu) cihazlardan uzak duralim ve az kullanalim.

10. Kanola yagi kizartma icin en uygun yagdir. Onun disinda birinci secenegimiz zeytinyagdir. Memleketimizin iftihar edebilecegi yagdir. Findikyagi da tercih edilebilir.

11. Cocuklarimiz fastfood turu yiyecekleri 15 gunde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tumorlerinde, lenfomalarda ve losemilerde 3 kat artis gozukecektir. Cocuklarimiza arada bir verebiliriz. Ama disaridaki yiyeceklerin nasil kizartildigini bilmiyorsunuz. Ona gore hareket edin.

12. Cocuklara meyve ve yogurdu bol yedirelim. Ancak yogurdu prebiyotik ve ev yogurdu olarak kullanalim. Yogurdunuzu evde yapin. Peynir ve cokelek fazla miktarda yiyin. Keci peyniri cok faydalidir.

13. Cocuklarimizi beyaz un, beyaz seker ve tuzdan koruyalim. Biskuvi, gofret, cikolata, cips turu seylerden uzak tutun, bu ve benzeri seylerin beslenmeye hicbir katkisi yoktur.

14. Belki tuzcular uzulecekler ama Konya’ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Turkiye’nin en buyuk tuzunu karsilayan Tuz Golu’muz maalesef torbalarin icinde cok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak tasiyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani tursu kurdugunuz tuzu cekin ve cok az miktarda kullanin. Cunku tuz da
kanserojendir.

15. Amerika’daki cocuklarin tombul olmasinin sebebi her seye seker katmalaridir. Ucuz beslenmedir.

16. En faydali gidalardan birisi cevizdir. Daha sonra findik ve bademdir. Aycicegi acik alin. Islemden gecmemis olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama findik, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alin. Cunku icine boceklenmesin diye ilac sikilmaktadir. Sonsuz faydalari olan yiyeceklerdir. Gunde bir avuc muhakkak tuketiniz.

17. Elma dunyanin en faydali gidalarindan birisidir.

18. Plastik, bakir, aluminyum kap kullanilmamali. Porselen, cam ve celik kullanin. Meyveleri de bu tur kaplarda yikayin. Bunlarin icine litresine gore 9-10 corba kasigi elma sirkesi atin. Asagi yukari yarim saat bekletin. Sonra tekrar yikamayin. Tekrar mikrop alir.

19. Meyvelerin uzerine parlak gorunmesi icin mum suruluyor. Bunlari hakiki zeytinyagli sabundan gecirdikten sonra elma sirkeli sudan gecirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuguyla tuketin eger sterilse.

20. Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dort kabugunu cope atin. Istediginiz kadar yikayin bunlarin uzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Caresi yok.

21. 3 ayda bir suyunuzu degistirin. Cok muhtesem sularimiz var ama ne olursa olsun tabiati rezil ediyoruz. Satin aldigimiz sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karisabilir. Bunlar kontrollu sular ama 3 ayda bir degistirmek gerekiyor.

22. Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir sey… Ben ona girmiyorum bu lafi soylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapimina girdiler. Dogrudan dogruya insaat malzemesi olarak kullaniyorlar. Cok bilincli olun, cok iyi markalar kullanin. Bunlari soylemem demek Turk ekonomisiyle oynamam demek. Ben
insanlara kendimi adadim, onun icin kimseden korkmuyorum acik acik soyluyorum.

23. Meyva suyu yerine posasiyla tuketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna gecmeyen cok madde posada kaliyor. Bu sekilde kolon ve migde kanserinden korunmus oluyorsunuz.

24. Bakir, ozellikle beyin tumorlerinde on plana cikiyor. Cok iyi kalayli olursa bu etki azaliyor. Ama kulaginiza bakir kupe bile takmayin.

25. Havuzlarin iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladir. Asiri klorluysa yine kansere hazirlik yapiyorsunuz spor yerine.

26. Butun beyazlaticilardan kaciniz. Cocuklarimizin kullandigi o piril piril bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemis defter kullansinlar. Kullandiklari boyalarda da
kanserojen etkisi vardir.

27. Sigara kullanmayin, kullananlardan uzak durun.

28. Kesinlikle kepekli un tuketin.

29. Hergun duzenli yuruyun. Zihin sagligi icin haftada en az bir kitap okuyun.

30. Kilonuzu duzenli olarak kontrol edin.

Erkan Topuz, yaptigi aciklamalar nedeniyle bir takim sektorleri zor duruma soktugu elestirileri icin ise, “Benim icin insan sagligi birinci plandadir. Ekonomi ikinci plandadir. Bir insanin kanser olmasi durumunda devlete ve millete verdigi zarar milyarlarca dolardir. O yuzden dikkatli oldugunuz takdirde ekonomiye de katkiniz olur. Aslinda ben bunlari anlatarak Turkiye’nin ekonomisini de kurtariyorum farkinda degiller” diye konustu.

 Numan yakut hocama katkılarından dolayı teşekkürler


BAHARI KARŞILAMAK

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Nis 8th, 2011 | Kategori:: Genel

Şimdi tam zamanı bahar karşılamanın…
Her bahar geldiğinde bir garip oluyor insan.
Hayatımdaki kaçıncı bahar ya da hatırladığım kaçıncı baharı yaşıyorum?
Badem çiçeklerinin açmasıdır, benim için bahar.
 Bir de kuzuların meleşmeleri ve elbette her tarafta aşina olduğumuz
bu mevsimin kendine özgü kokusu.
Tabiatla birlikte ruhumuz ve vücudumuz da tekrar diriliyor.
Baharla birlikte birde kendimize gelebilsek ne iyi olurdu.
Tabiat bile kendini her yıl yenilerken, güzelleştirirken biz insanlar
ne yazık ki her geçen gün kendimizi eskitmekten, dünyamızı
kirletmekten, değerlerimizi yitirmekten geri kalmıyoruz.
Tabiata gören gözlerle baksak, yüreğimizi sevgiye açsak, güzelliklerin
uyanışını sağlasak, kendimize gelsek, biz olsak, birlik olsak, güneşin
sıcaklığının bize verdiği enerjiyi güzelliklere, sevgiye yönelik
kullansak asıl baharı o zaman yaşarız…
Sevgili dostlar Aşk ile baharı karşılayın.
Tüm sevdiklerinizle yürek yüreğe, çevrenize umut aşılayarak hep
beraber baharı karşılayın…
Nice aydınlık güzel günler sizlerin olsun.
Tüm dostlara taptaze bir baharın karşılandığı, güleç yüzlü insanların
gözlerinin içinin güldüğü sımsıcak bir hafta diliyorum…
 Cumanız mübarek olsun
Baharı Karşılarken.
Nisan ayı geldi,  börtü böcek canlandı
Ağaçlar çimenler göçmen kuşlar müjdecileri gibi baharın
Karıncalarda bir faaliyet bir faaliyet  gelecek kış telaşı sarmış
onları da besbelli
Baharın olanca güzelliği doyasıya yaşamalı..

Güneş keyif veriyor ara sıra kara bulutların arasından
Bir göz atıyor şöylesine. ardından ağlayan bulutlar
O güzelim göz yaşlarını bırakıyorlar üzerimize,
Bereket bereket diye bağırıyor bir taraftan toprak
Özlemle beklediğini alıyor katmanlarının arasına
Tek isteği bizlere sunmak en güzel ürünlerini..

Kırkikindi derdik nisan yağmurları der özlemle beklerdik
Önce bir kara yağmur ardından güneşin keyifli sıcaklığı
Nisan ayı geldi  ya börtü böcek canlandı
Hepsi de kutluyorlar birlikte şimdi gelen o güzel baharı..


SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN HAZRETLERİN’DEN NASİHATLAR

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Nis 7th, 2011 | Kategori:: Genel

Oğlum! İlimsiz ibadetin tadı olmaz Tek kanatlı kuş uçmaz İnsanların dünyaya dalıp, istikbal sevdasına düştükleri şu günde, Mevla’nın ilmini okuyacağız O, insana iki cihanda izzet ve şeref veren âli (yüksek) bir iştir
Süleyman Hilmi Tunahan dan sözler
* Allah yolunda ol, dosdoğru ol, verdiğin sözün eri ol
* Evladım, ağzın laf ediyorsa dil ile doğru ol, sözünle doğru ol Sana inanan kişilere karşı sözünden cayma Eğer sözünü tutarsan “söz” olur ve seni cennete götürür; tutmazsan “köz” olur
* Elinle doğru ol Kolunu muzırda (zararlı şeyde) değil, yardım işinde kullan
* Tartıyla iş yapıyorsan terazinde, ölçüyle iş yapıyorsan metrende ve litrende doğru ol
* Doğrunun doğruluğu, bütün sülalesine akseder, hepsini hayra götürür
* İhlas ve samimiyet Allah ve Resûlüne yönelen kimse, gölge gibi dönen dünyayı ve her hayrı kendine tabi kılar Ahirete çalışan dünyayı elde eder Dünyaya çalışan ise ahireti kazanamaz Zira ahiret, hakikat, dünya haleftir Ağacı kökünden götürürsen, gölge de beraber gider Ahirette ne varsa, dünyada onun misali vardır Eğer olmazsa dünya yalan olur Teyemmüm abdestin halefidir, dünya da ahiretin
* İnsanları sev ve kimseyi kendinden alçak görme Tevazu sahibi ol, zira en halis niyyet alçak gönüllülüktür Mütevazi olan kimse en güzel zineti takınmıştır Kimseyi kendinden aşağı görme
* Hayatta haset etmeden say, kıskanmadan sev Bazı insanlar başkasındakini istemez Öyle olma Gıpta et, fakat haset etme Zira Allah’ın huzuruna fesatle çıkılmaz
* Şöyle düşünmeli; Ya Rabbi, aciz kulunu ümmet-i Muhammed’e hizmet etmeye muktedir kıl Eğer “Yâ Rabbi, bana ilim ihsan et” denirse, şahsi menfaate taalluk edeceğinden (şahsi istek olacağından) rıza-yı ilahiye muvafık (uygun) olmaz Zira her ilim sahibi; bu ümmete hizmet etmiş değildir, edemez Bu itibarla da rıza-yı Bâri’yi bulamaz, ilim ve cennet istemek menfaat-ı şahsiyedir Gaye ise rıza-yı Bârî’dir (Allah’ın rızasıdır)
* Memur olduğun zaman, sana gelen vatandaşlara sakın yüksekten bakma Yanına geleni ayakta bekletme, yanında daima bir sandalye bulundur ve oturtuver Biraz dinlendirdikten sonra halini sor, işini hallet Sakın ha, “Bugün git, yarın gel” deme İşini o gün bitir Eğer öyle yapmazsan, on parmağım yakanda olacaktır
* Senden daha iyi hizmet edecek olan varsa, makamını ona ver İşte vatanperverlik budur Başında müdürün varsa, haset etmeden say, kıskanmadan sev
* Hak’tan korkan, halktan korkmamalı İşini düzgün yapanın içi de düzgün olur
* İnsanlar muhteliftir Bazısı daha kabiliyetli, bazısı daha yakışıklıdır “Ben niye onun yerinde olmayayım” deme, elindekinden olursun
* “Allah bana bir verirse arkadaşıma, komşuma iki versin” diye düşünürsen, seninki üç olur Eğer arkadaşın veya komşun böyle düşünmüyorsa, onunki ikide kalır
* Vasiyetim olsun, tefrikaya düşmeyiniz, kavmiyet gütmeyiniz Ehl-i sünnetin gayri olan yanlış yollara sapmayınız Her yerde birlik ve beraberlik lazımdır Muvaffak olmak için her hususta ittifak etmeli ve dayanışmayı asla elden bırakmamalıdır Çünkü Allah’ın nusreti, maddi ve manevi yardımı cemaat ile beraberdir Toplu çalışanlar bunun semeresini kısa zamanda elde ederler
* Çalışkan ol, üretici ol Zira Peygamber Efendimiz, “Çalışmak ibadettir” buyuruyor Evladım, alın teri olmadan hiç bir şeyin kıymati bilinmez Tarlanı ek, mahsulünü al Komşuna ver, ağaç dik
* “Her koyun kendi bacağından asılır” sözü yanlıştır Dinimizde “neme lazım” demek yok “Bana lazım” demek vardır
* Macaristan vaktiyle Müslümandı Fakat bir gün geldi, orada yalnız zahiri ulema kaldı Zahiri ulema, maneviyattan mahrum olduğu için dengeyi tartamadı Ve işte gördüğünüz gibi Hristiyan olup gittiler Bu din maneviyatsız muhafaza edilemez
* Bizim; para pul, mevki, makam, siyaset, politika, kavga ve gürültüyle işimiz yok İsnatsız her Müslümanın çocuğunu da okuturuz Bir tek fert geri dönmüşse haber versinler
* Temizlik ibadettir ve imanın yarısıdır Eğer sokakta birisi hata yapmışsa, (pisletmişse) sen onu ayağının ucuyla örtüver
* Din asıl, dünya ve siyaset feri’dir (ayrıntıdır) Dünya ve siyaset dinin inkişafına alet olabilir Fakat din, dünya ve menfaat ve siyasetine alet olamaz Alet edenlere lanet vardır
* Evden çıktığında veya eve dönerken karşından gelen ilk kişiye selam ver Onun vermesini beklersen olmaz; evvela sen ver İşte o zaman o da sana karşılığını verecektir Veren el alan elden, sunan gönül alan gönülden azizdir
* Ya Rabbi! Dünyayı kalbime koyma, elimden de alma
* İlim, nûr-i ilahidir; insan ise kovan Kirli bir kovanda arının durmadığı gibi, isyan ve zulmetle kirlenmiş vücut ve kalpte de ilim durmaz
* İnsan gibi, ilmin de anâsır-ı erbaası (dört unsuru) vardır Ağızdan öğrenmek ve anlatmak, gözüyle görmek, kulağıyla işitmek, eliyle yazmak Bununla beraber, kalbiyle de feyz-i ilahiyi çekecek
* Günde en az iki kişiye iyilik et, gönlünü al Çünkü cennetin yolu gönül almaktan geçer Gönül almak cennetin Firdevs kapısını açmaktır
* Ben sabahları kalkarken, “Ey Allahım, bana bugün bir kişiye iyilik yapmak nasip eyle” diye dua ederim
* Sırf batınla meşgul olanlar mülhiddir Sırf zahirle meşgul olanlar gafildir Kemalat, her ikisinin birleşmesindedir
* Yemek yerken, su içerken “İbadet için kuvvet olsun yâ Rabbi” diye, Mevla’nın huzurunda olduğunu düşünmek lazım
* Bildiğini öğret Temiz ol ve temizliğinle örnek ol Münevver kişi, münevvir (nurlandırıcı) kişi demektir Öyleleri var ki, üç fakülte bitirir de, hasedinden, kıskançlığından, hiç bir şey öğretmez Gerçek münevver, bildiğini yapan ve öğreten kişidir
* Emir vermeye alışmayın Ben, validenizden su dahi istemem Emir vermekle sözün ruhu ölür İhbar, emirden daha müessirdir (tesirlidir) Misal, (Sigara içme! demek yerine) “Benim oğlum sigara içmez değil mi?” demek gibi