VAKİT Mİ NAKİT Mİ ÖNEMLİDİR.
Televizyon karşısında saatlerimizi geçiririz de geçen vaktin kıymetini hiç hesap etmeyiz. Halbuki hayatımızdan giden saniyeleri geri getirmek mümkün müdür?
Â
Dedesi, televizyon karşısında çok vakit geçiren Ahmed’e sormuş:
- Sevgili torunum, söyle bakayım demiş, vakit mi daha kıymetli yoksa nakit mi?
Â
Ahmed düşünmeye başlamış:
Â
- Dedeciğim demiş, vaktin ne olduğunu biliyorum, mesela ben televizyon seyrederken geçen saatlerin vakit olduğu belli. Ama nakitin ne olduğunu bilmiyorum. Ne demektir nakit?
Â
Dedesi nakdi şöyle açıklamış:
Â
- Nakit de vakit içinde kazandığımız paranın adıdır. Bizim zamanımızda paraya nakit derlerdi. Onun için, vakit mi, yoksa nakit mi kıymetli, diye sordum.
Â
Ahmed, bu defa hemen cevap vermiÅŸ:
Â
- Dedeciğim demiş, öyle ise vakit nakitten kıymetlidir. Çünkü demiş, vakit içinde nakit kazanılır; ama nakitle vakit kazanılamaz. Yani ben televizyon karşısında geçirdiğim vakit içinde çalışsam nakit kazanabilirim. Ama kazandığım bu nakitle televizyon karşısında harcadığım bu vakti satın alıp geri getiremem. O artık uçup gitti. Kucak dolusu para versem de kaybettiğim vakti kazanamam.
Â
Bu cevaptan çok memnun olan Ahmed’in dedesi, değeri pek bilinemeyen iki şey hakkında bir hadis okuyarak şöyle demiş:
Â
- İnsanlar iki şeyin kıymetini bilmiyorlar; biri sıhhatleri, diğeri de değerlendiremedikleri vakitleri!..
Â
Evet, Ahmed’in dedesi okuduÄŸu bu hadisle çok mühim bir gerçeÄŸi dile getirmiÅŸ. Gerçekten de hem sıhhatimizin hem de boÅŸ vakitlerimizin kıymetini pek bilemiyoruz. Bazen yaÅŸlanıncaya kadar bu kıymet bilmezliÄŸimiz sürüyor. Ancak ihtiyarlayınca sıhhatimizle boÅŸa harcadığımız vakitlerin kıymetini biliyoruz; ama bir faydası da olmuyor son piÅŸmanlığın… Nitekim iki büklüm halde yere eÄŸilerek yürüyen bir yaÅŸlıya sormuÅŸlar:
Â
- Baba demişler, neden eğilmiş halde yere bakarak yürüyorsun?
Â
- Evlat demiÅŸ, gençliÄŸimi kaybettim de onu arıyorum. EÄŸer bulursam tüm nakitlerimi verip gençliÄŸimde kaybettiÄŸim vakitlerimi geri alacağım. Tek dakikasını da boÅŸa geçirmeyeceÄŸim. Ama demiÅŸ bulamıyorum ki harcadığım gençliÄŸimi, tükettiÄŸim boÅŸ günlerimi…
Â
Basra’nın meşhur alimi Hasan Basri Hazretleri de:
Â
- Ben demiÅŸ, öyle zatlara eriÅŸtim ki, onlar sizin nakitlerinizi harcamaktan çekindiÄŸinizden daha fazla vakitlerini harcamaktan çekiniyorlardı. Yani ya okuyorlardı ya da yazıyorlardı. Ya da ibadetle meÅŸgul oluyorlardı. Tek dakikalık vakitlerini dahi boÅŸa harcamıyorlardı…
Â
Bundan dolayı bir ilim adamı yemekte harcadığı vaktine üzülerek şöyle demiş:
Â
- Ah ÅŸu yemek vakitleri olmasaydı… Yemekte baÅŸka hiçbir iÅŸle meÅŸgul olunamıyor, tümüyle mide iÅŸine yöneliyoruz. Halbuki, geçen vakitler sofrada tüketilecek kadar deÄŸersiz deÄŸildir!..
Â
Basralı ilim adamı Amir’i ziyarete gelenler: ‘Bize vakit ayırsan da oturup şöyle biraz sohbet etsek?’ demişler. Parmağıyla gökyüzünü göstererek demiş ki:
Â
- Tutun şu güneşi, yerinde saysın; ben de sizinle oturup sohbetle vakit öldüreyim. Bunu yapamıyor, vakti durduramıyorsanız, izin verin bir daha ele geçiremeyeceğim vaktimi pişman olmayacağım şeylerle değerlendireyim!..
Â
Şimdi bütün bu örneklerden sonra sorumu şöyle sorabilir miyim?
Â
- Nakdinizi boşa harcamaktan kaçındığınız gibi, vaktinizi de boşa harcamaktan kaçınıyor musunuz? Yoksa şimdiye kadar kimse size vaktin nakitten daha değerli olduğunu hatırlatmadı mı? Paranızı boşa harcamaktan çekindiğiniz gibi vaktinizi de boşa harcamaktan çekinme gereği duymadınız mı? Mesela televizyon karşısında harcadığınız vakitlerinizin paranızdan daha değerli olduğunu hiç düşünmediniz mi?
