Ekim 2011 iin arsiv

MEVLANA’DAN RUHA DOKUNAN SÖZLER..

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Eki 28th, 2011 | Kategori:: Genel

Hava soğuktu. Kar yağıyor, dondurucu bir tip ortalığı kasıp kavuruyordu.
Adamın biri yürürken bir köleye rastladı. Üzerinde yırtık bir elbise vardı sadece. Dişleri birbirine çarpıyordu soğuktan.
Adam, ‘niçin efendine sana daha kalın bir şeyler almasını söylemiyorsun?’ dedi.
Köle, ‘ Niye söyleyeyim ki, görmüyor mu halimi? Beni benden iyi bilen birinden ne isteyebilirim?’ Bu sözler üzerine kendinden geçen adam,
‘İşte bir kılavuz… Gerçeklere ulaşmak isteyenler, yolu bu köleden öğrensin’ dedi.Sabır aşka kar etmez. Sabırla aşk bir arada bulunamaz.
Akılda aşığın derdine yetişemez, derman bulamaz.

Biz güzeliz sen de güzelleş, beze kendini.
Bizim huyumuzla huylan,
Bize alış başkalarına değil…

Beri gel, beri!
Daha da beri!
Niceye şu yol vuruculuk?
Mademki sen bensin, ben de senim,
Niceye şu senlik benlik…

Dünyayı isterken de sus,
Bir dileğe kavuşmak isterken de.
Öylece seyre dal gitsin…

Zamanlar geldi geçti.
Şimdi yeni bir zaman…
Ay o ay, ama su o su değil.
Su kaç kere aktı, değişti.
Ama ayın aksi hep aynı…

Bu dünyada seninle hoş, o dünya da.
Bu dünyada bensiz olma, bensiz gitme o dünyaya da…

Tutalım ki dikenim, hem de kötü bir diken.
Ama nihayetinde güllerle bir aradayım.

 

HAYIRLI CUMALAR…..


Bayramları bayram gibi yaşamak ve yaşatmak

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Eki 26th, 2011 | Kategori:: Genel
Çocuklarımız bizim yarınlarımız, geleceğimiz, ülkemizi emanet edeceğimiz evlatlarımız. Onları geleceğe hazırlamak için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyoruz. En iyisi neyse onu almaya, en  kalitelisi neyse onu giydirmeye, en tatlısı neyse onu yedirmeye çalışıyoruz. Bayramlar bizim için çok anlamlı. Babalarımızdan dedelerimizden çok şey gördük. Bayramı bayram gibi yaşadık. Çocuklarımıza da bayramı bayram gibi yaşatabilsek. Onları televizyonların karşısına hapsetmesek. Onları bilgisayar oyunlarıyla baş başa kalmalarını göz yummasak. 

Bayramlarda baba bayram namazından geldikten sonra ev ahalisi hazır olur. El öpülür, baba çocuklarına harçlıklarını verir. Sonra mahallede her komşu bir yemek alır, siniye koyar, ortak bir yerde buluşulur, kilimler serilir. Hem bütün mahalle bayramlaşır, hem de kahvaltı beraber yapılır. Çocuklar bu arada çoktan bayramlıklarını giymişler ve bayramı kutlamaya çoktan çıkmışlardır bile. Ya kendileri ya da ailecek kendilerinden büyük olanların evlerine giderler. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpülür. Sonra; sıra büyüklerin harçlık vermesine gelir. Kıymetli büyükler; bayramda lütfen cimrilik etmeyin, çocuklara hayat dersi falan gibi öğütlerle geçiştirmeyin. Çok olmasa bile çocuklar elinizi öptüğünde size yakınlık durumuna göre 3-5 vermeye çalışın. Durumunuz müsait değilse şekerler alın, hiç olmazsa onları verin. Sabahtan itibaren güleryüzlü olun. Eşinizle bari bayramda kavga etmeyin J küs olduğunuz akrabalarınız varsa onlara haber vermeden evlerine gidin. Büyüklük siz de kalsın. Birinci derecede akrabalarınızı eğer aynı şehirdeyseniz asla cep mesajıyla bayramı geçiştirmeyin. İşte size 9 günlük bayram tatili. Bayram tatilini yaz tatiliyle karıştırmayın. Bayram tatilinde bayram kutlanır. Kendi başınıza değil. Sevdiklerinizle, arkadaşlarınızla, akrabalarınızla ve hala yaşıyorsa anne ve babalarınızla. Eğer ahrete göçtülerse mutlaka kabir ziyareti yapmalı ve bayramda onları mahzun bırakmamalısınız. Onlar da evlatlarının gelmelerini beklerler. Bir Yasin-i Şerifle, bir Fatiha’yı çok görmeyin. ,

Bayram bir neş’e ve sevinç günüdür. Bizler bu bayramda, geçmişi ve geleceği hayâllerimizde yan yana getirerek, muhteşem atalarımızın elleriyle, gökçek yüzlü torunlarımızın başlarını aynı anda öper, geçmiş ve geleceğin bütün mutluluklarını vicdanlarımızda duyarak, sonsuz zevklere ereriz. Karamsar gönüller bundan bir şey anlamasalar bile, geçmiş destansı bütün renk ve eğlencesiyle, her bayram, başlarımızın üzerinde bir gökkuşağı haline gelir ve bize en parlak ışıklı gece gösterileri ve donanma geceleri yaşatır.

Yurt dışında Noel bayramından önce bütün sokaklar süslenir, evlerin içini bırakın dışı bile süsten görünmez hale gelir. Televizyonda o ay Noelle ilgili filmler dönmeye başlar. Merak ediyorum: bizim Ramazan veya Kurban bayramında “Bayram Sevgisiyle” ilgili kaç film var. Bizim çocuklar bayramlarda ne izliyorlar? Trafik kazaları, kendini sanatçı zanneden daha kendi şahsiyeti oturmamış duygusal zekası kıt, sadece para ve zevkten başka hiçbir şey düşünmeyen insanları mı seyrediyorlar. (Gerçek sanatçıları istisna tutuyorum). Bayram daha çok o sesi gür çıkan ama seviye noktasında aynı derecede yüksek olmayan insanların oluyor. Onlar eğleniyor, çocuklarınız izliyor. Bu basitliği çocuklarınıza yapmaya hakkınız yok. Lütfen bayramı birilerinin sizin için programlamasına izin vermeyin. Bu bayramı siz planlayın. Evinize çakılıp kalmayın. Bayramı bayram gibi kutlayın. Çevrenizde durumu zayıf olan, çocuğuna bir şey alamayan ailelere yardımda bulunun. Onların bayramda sevinmesi sizin insanlık vazifenizdir.

Ramazan bayramı, günübirlikçilerin mesaj ve açıklamalarıyla anlatmak istedikleri bayramlardan çok farklıdır. Onların, geçmişten ve gelecekten koparılmış alabildiğine ölgün ve solgun bayramları, çocuklara şeker dağıtmak için tayin edilmiş birer gün olsalar bile, kat’iyyen bayram sayılamazlar. Eğer yarın çocuklarımızın bu bayramı şeker bayramı olarak hatırlamalarını istemiyorsanız şimdiden hareket edin. Planlayın, hazırlanın ve uygulayın.

 Gün doğa ülkemize, Bayram o bayram olur.”


Kader Kâtipleri

Yazan: Sait Özdemir Tarih: Eki 19th, 2011 | Kategori:: Genel
“Bir zamanlar Horasan’da zengin bir bey yaşarmış. Tiflis’teki bir tacir dostunu ziyarete giderken dağ eteğinde düz bir yerde konak vermiş. O sırada kulağına bazı sesler çalınmış.

Araştırınca, sırtını verdiği kayanın arkasında bir mağara olduğunu fark etmiş. Herhalde bu mağarada birileri konuşuyor diye içeri girmiş. İçerde ellerinde kitaplar olan bir grup adamın hem gezindiklerini, hem okuyup hem konuştuklarını, diğer bir grup adamın da bunları yazdıklarını görmüş:

‘Bre siz kimlersiniz ve burada böyle ne yapıyorsunuz?

‘Ey yolcu, şu gördüklerin ellerindeki kitaptan evlilerin hayatlarını okur, şu gördüklerin de doğacak çocukların kimlerle evleneceklerini yazarlar.’

‘Hımmm! Acaba sorabilir miyim, benim de birkaç güne kalmaz bir çocuğum doğacak, o kiminle evlenecek?’

‘Hay hay, işte burada ve böylece yazıyoruz, sizin bir kızınız olacak. Evleneceği erkek yedi gün sonra doğacak. Tiflis’te sizin ziyaretine gitmekte olduğunuz tacirin hizmetçisinin karnındadır.’

Bey yalvarmış:

‘Bunu değiştirmeniz için size bütün servetimi vereyim, kızımı bir hizmetçi ile evlendirmeyin.’

‘Sevgili misafirimiz, biz burada kader icad etmeyiz, yalnızca takdir edilenleri yazarız!’

Bey çılgına dönmüş. Oradan hızla koşup ‘siz yazdıysanız ben de bozarım’ diyerek atına binmiş ve doğruca Tiflis’e varmış. Orada dostuyla üç gün gülüp eğlenmişler, yiyip içmişler. Bu arada bey o hizmetçiyi gözetler imiş. Üçüncü günün akşamında tacir dostuna:

‘Aziz dostum,”demiş, eşim bir hizmetkâr istedi benden. Tam sizin evdeki gibi birini tarif etti. Onu bana hediye eder misin?’

‘İyi ama bizim kadıncağız gördüğünüz gibi hamiledir, size pek yararı olmaz.’

‘İyi ya işte, bizim de yakında bir çocuğumuz olacak, hem süt annelik, hem hizmetçilik eder.’

‘Peki! Madem istiyorsun!’

Bey hizmetçiyi alıp yola düşmüş. Bir köprüden geçerken, zavallının kalbine bir hançer sokup ırmağa atıvermiş. Gel gelelim kadıncağız son nefesini vermeden can havliyle bebeğini doğurup kıyıdan sarkan otların üstüne bırakmış. Çok geçmeden bir ayı, iki yavrusuyla ırmağa su içmeye gelmiş. Anne ayı bebeğin ağlayışını duymuş. Kendi yavrularıyla birlikte onu da inine götürmüş, beslemiş, büyütmüş. Çocuk üç yaşına geldiğinde, tacir o bölgelerde ava çıkmış. Ayı ininin yanından geçerken çocuğu görmüş ve yakalayıp evine götürmüş. Çocuk zamanla ehlileşmiş, terbiyelenmiş.

Aradan yıllar geçmiş. Horasanlı bey eski dostunu hatırlayıp tekrar ziyaretine gitmiş. Tacir dostunun evinde bir delikanlı ile karşılaşınca şaşırmış. Birkaç gün delikanlıyı izlemiş, hareketlerini, oturup kalkmasını ve konuşmasını çok beğenmiş, hatta aklından kızına kısmet diye de geçirmiş. Sonra tacir dostuna sormuş:

‘Aziz dostum, bunca yıldır muhabbetimiz var, lakin bir çocuğunuz olduğunu hatırlamıyorum; maşallah pekiyi yetişmiş, kimdir bu delikanlı?’

Tacir, çocuğun hikâyesini anlatınca Horasanlı Bey yıllar öncesini hatırlamış. Çocuğun yaşını hesap etmiş, öldürdüğü hizmetçinin oğlu olduğunu anlamış. Mağaradaki kâtiplerle olan konuşmasını da hatırlamış. O gece bir plan kurmuş. Sabah kahvaltı sırasında tacir dostuna demiş ki:

‘Azizim, aileme bir haber göndermem lazım, bir mektup yazayım da bu delikanlı onu götürüversin!’

Ev sahibi kabul etmiş. Delikanlı üç gün üç gece at koşturmuş, gece yarısı Horasan’da beyin konağına varmış, avlusundan girmiş ama o saatte kimseyi uyandırmamak için atını bir kütüğe bağlayıp başında uyuyakalmış. Tesadüf bu ya, ertesi sabah evden ilk evvel beyin kızı çıkmış. Delikanlıyı görmüş. Görür görmez de vurulmuş. Ona yakından bakayım diye yaklaşınca destarının tülbendi arasında düşmek üzere bir mektup görmüş. Mektubu almış, üzerinde babasının yazısını tanımış. Acil bir haber vardır diye de merak edip açmış ve okumuş. Tek cümle:

“Bu mektubu getiren delikanlıyı derhal yakalayıp öldürünüz ve gizlice gömünüz. On gün sonra görüşürüz.”

Kız bu güzel yüzde ne gibi bir kötülük olabilir ki, diye düşünürken ona gitgide hayran kalmış ve hemen eve koşup eline diviti ve kâğıdı almış.

“Bu mektubu getiren delikanlıyla kızımın nikâhını kıyın, on gün sonra geldiğimde beni bir düğünle karşılayın.”

Sonra… Sonrası kolay ey okuyucu; unutma, kader diye bir şey vardır ve kimse kader kâtiplerinin yazdığını bozamıyor.

İ. Pala                                                                                        Zaman, 04.10.2011